Ne Atom Bombası Ne Londra Konferansı

Dünyada neler olup bittiğini, kimsenin uzun süre izleyesi yok! Kime sorsam “haberleri izlemiyorum kalbim sıkışıyor artık şer duymaktan ” diyor. Kar yağmış insanlar canından bezmiş, güleç yüzlü insanların olduğu Şam şehri duman ve acı içindeymiş, Gül Dünya’nın ailesi barışmış, meşhur Pierre Ducan’ın lisansı elinden alınmış, Cameron Falkland adaları için askeri operasyona hazırız demiş, Mehmet Öz çelik halatla boşluğa atlamış, MR çektirmek yeni fobilerden olmuş ve saire ve saire

wallpaper-410268

Öte tarafta intihar eden öğretmenler, yola çıkan Patriotlar, toprak altında kalan işçiler, onca toplanan parayla Somali’den eksilmeyen açlık ve sefalet. Ülkenin doğusu sanki başka birülke! Sevgi kelebeği ve imânlı kişi durumunda tepside yeni sunumuyla Öcalan, karda lastik terlik ve delik yelekle okula giden çocuklar.

1100’e Yakın yasaklanmış kitap varmış,

Çocuk gelin öldürüldü, kart taksitleri, doğalga zam, kim kimi gırtlakladı, kim kimi kazıkladı haberleri. İşte, iş yerinden evine dönenlerin, televizyonu açtıklarında karşısında buldukları bunlar.

Uyuyana kadar kendine ayıracağı üç saati de eğlenceli bir yarışma karşısında geçirecek. Hiç olmazsa orada birbirinin etinden beslenen insanoğluna” ait bir kaos yok. Aile fertleri dizi seyretmek ister. Kavga gürültü, adam alır başını bilgisayarın önüne oturur.Sosyal medyada neler olup bitiyor azcık kafasını oyalasın.

Öyle ya dünyada 2020 yılının en önemli sözcüğü “hashtag”.

Evrenin birine yazıyla dokunan insanları sosyal medyada ortak konuları belirliyorlar. Üst sıralara çıkan konulara bakıyor, birkaç tweet atıyor, “like”yapıyor, yorumlara göz atıyor, birbirine bu kadar “zıt” insanın söz muharebesinde canı sıkılıyor. İlaçlarını alıp yatıyor İlaçlarını?

İnsanların çoğunluğu doğal yollarla uyuyamıyor. Beyin, gün içinde aldığı görüntüleri geviş getirdiğinden kafa alfa dalgasına geçemiyor bir türlü. İnsanların %30’dan fazlasının depresyonda olduğu açıklanan bir ülkede metabolizma mutluluk hormonu salgılamak için bahane bulamıyorsa; en etkili serotonin “aşk”, çift bulma sitelerinde, televizyon stüdyolarında haraç mezat satılıyorsa, anneannenin sıcak süt iç evladım, bir bardak ıhlamur. Ilık duş iyi gelir önerileri de artık çöp olmuş durumda.

Leonardo Dicaprio’nun “Kumsal” filminin hayalini kuranlar ne çokmuş meğer.

PhiPhi adasına benzer bir yer bulsam, kalbi ruhu temiz ve kavgasız insanlar orada otursak, sabah güneşle kalkıp bahçeyi çapalasam.

Tatlı su çıkarsam bir artezyen açıp

Çocuklarımızın “eğitim” adı altında beyinleri delinmese, asgari geçim şartı bir ücret olmasa, geceleri ateş etrafında toplanıp hikâyeler okusak, gitar çalsa biri.

Elmalarımızda zirai ilaç olmasa, eciş bücüş ve kurtlu yesek armudu.

Mezarlığımız “denizin kendi”, nikâh dairemiz kalbin içi olsa.

Eczamız doğa olsa, diş hekimimiz paslı pense

Adanın adını”insan cumhuriyeti” koysak.

Ne nükleer korku olsun, ne yaratılan virüs salgınları.

Güne şükürle başlasak, pamuk tarlamızda şarkı söylese herkes ürünü toplarken. Fiyatını biri belirlemese, biz kullansak hepsini. Her güne “son”günümüzmüş gibi hayat sevinciyle başlasak. Serçeler gibi.

Toplum olmanın en başına dönsek, yine biri çıkar da “tarladaki pamuğun yarısı benim” der mi? Der. Günümüze geri döneriz.

Ruh hırslarından arınana kadar bu döngü sürer. Ve Tanrı bizi ağlayarak seyreder.

Köşe yazısı  Ayşenur Yazıcı

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Yazılar