<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitaplar &#8211; Ayşenur Yazıcı</title>
	<atom:link href="https://aysenuryazici.com/kategori/kitaplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://aysenuryazici.com</link>
	<description>Ayşenur Yazıcı İle Bedava Hayat Dersleri</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2021 19:32:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9</generator>

<image>
	<url>https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2021/07/cropped-cropped-logo-32x32.png</url>
	<title>Kitaplar &#8211; Ayşenur Yazıcı</title>
	<link>https://aysenuryazici.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çit Romanı &#8220;Bir kadın Hayatı&#8221;</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/cit-romani-bir-kadin-hayati/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/cit-romani-bir-kadin-hayati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Aug 2021 21:21:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ardahan]]></category>
		<category><![CDATA[Çit romanı]]></category>
		<category><![CDATA[Damal]]></category>
		<category><![CDATA[destek yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın cinayeti]]></category>
		<category><![CDATA[Karısının kafasını kesti]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[Mahvolan Hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://aysenuryazici.com/?p=3986</guid>

					<description><![CDATA[Bu romanı, &#8220;Benim Kocam Yapmaz&#8221; adlı komik olayları kaleme aldığım romanımı tamamen yarıda bırakarak, duyduğum bir haber üzerine&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu romanı, &#8220;Benim Kocam Yapmaz&#8221; adlı komik olayları kaleme aldığım romanımı tamamen yarıda bırakarak, duyduğum bir haber üzerine yazmaya başladım.<br>Karısının kafasını çocuğunun gözü önünde kesip, pencereden atan adamın haberini okuduğumda; ben bunu yazacağım dedim. Yayına giren kitapların tanıtımında içeriği anlatan bir arka kapak yazısı verilir ve tüm kitap satıcıları roman hakkında bunu yazar. Yani her ÇİT romanı satışı gördüğünüz yerde aşağıdaki metni okuyacaksınız. Oysa ben avaz avaz 4 yıl boyunca üzerinde ömrümü heder ettiğim, kavrulduğum ve boyun borcu saydığım bu hikayeyi romanlaştırmak için google harita üzerinden o cinayet evinde, mahallesinde yaşadım. Tahmin etmeye çalıştım. Yöreyi, adetleri, insanları okudum.<br>Bu cinayet haberinden sonra konu komşunun giden gazetecilere verdikleri röportajları dinledim. Ruh halim yerlerde süründü. Ama Zeynep&#8217;e borcumu ödedim. Kadın cinayetlerinin ardından car car bağırıp twitter&#8217;de iki tane yazı atmak ile sorunu anlamamız çözmemiz hiç mümkün değil. Unutulacak! Her kadın gibi bu da unutulacak! Bakın: <strong><a href="http://anitsayac.com/">Bu sayaca</a></strong> tıklayın yıllara göre  kaç bin kadının üst üste ÖLÜ adlarının sıralandığı sayfaya bakın! Hukuk, adalet, tıp, yöresel adetler, ataerkil ego filan, hepsini bir kenara bırakın. Kadınneden heder oluyor bunu anlatabilmek için öyküyü romanlaştırdım. Katil nerede bilmiyorum? Salındı mı bilmiyorum. Çocuklar ne oldu bilmiyorum? Hepsi ruhumun sızladığı sokaklarda hissettiklerimle şekillendi. Tahmin ettim yani! Uydurdum deyin hadi&#8230; Ama gerçek değişmiyor. Zeynep, yıllarca bir deliyle evli kaldı ona çocuklar doğurdu ve o hasta insan kafasını kesip pencereden atana kadar herkes HERŞEYİ biliyordu. Hiç bir şey yapılmadı.<br>Kitabımı okuyun! Okuyun okuyun&#8230; Zeynep için <strong><a href="https://www.dr.com.tr/Kitap/Cit/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001894656001">satın almak için tık</a></strong></p>



<p>“Şiddet hem uygulayanı, hem maruz kalanı, hem de üzerinde çalışanı mahvediyor.” diyor gazeteci Leyla Pervizat. Doğru! Mahvoldum.<br>Bu gerçek olayı romanlaştırabilmek için yıllarca kendi etimle beslendiğim doğrudur! Çok ağladığım, çıkar yolu bulmak için çok debelendiğim doğrudur. Bu namus nasıl bir şeymiş ki biri çaldığında suçlu sahibi oluyor! Hırsız değil.<br>Roman kahramanlarının ruhuna girmeden doğru cümleleri bulmak imkânsız. Yazarın tecavüze uğraması gerekir, üşümesi, yaralanması, morga kaldırılması, kaçması, karanlıkta kalması veya katiliyle evlenmesi. Hem katil kocanın hem maktulün gözünden adalete, geleneklere, hayata bakmak her şeyi allak bullak ediyor. Bazen bir bakıyorsun adli tıbbın bulamadığı ölüm sebebi aslında adaletsizliğin kendisi!<br>Eğer hikâye bittiğinde sizin de kalbiniz sızlıyorsa, içinizden bir ses akıl hastalıklarının cezalandırılması konusunda uluslararası hukuk kurallarının bile artık değişmesi gerektiğini bağırıyorsa Esra ve Zeynep’in derisine girebilmişim demektir.&nbsp;<br>Annenin kaderini kızları temize çeker mi? Sorusunun cevabını bulmanızı diliyorum. Çünkü kimsesizlik insan için felakettir! Terk edilen ve kıymeti bilinmeyen her şeye mutlaka bir leş kargası üşüşür. Toplumun leş kargasına dönüşmesi bir felaket olur.<br>Hikâye, yokluğun olağan kılındığı yerlerde, doğuştan hiçbir şeyi olmayanların, elindekine razı ve umut dolu olmasını kınamıyor. Hepimizin üzerinden atlaması gereken kendi çitini fark etmesi için yazıldı…</p>



<p><img fetchpriority="high" decoding="async" width="600" height="418" class="wp-image-3988" style="width: 600px;" src="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2021/08/Cit-kapak-destek.jpg" alt="" srcset="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2021/08/Cit-kapak-destek.jpg 706w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2021/08/Cit-kapak-destek-300x209.jpg 300w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2021/08/Cit-kapak-destek-380x265.jpg 380w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/cit-romani-bir-kadin-hayati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşama Yetişemeyenlere Mucize Çözüm Hikayeleri</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/yasama-yetisemeyenlere-mucize-cozum-hikayeleri/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/yasama-yetisemeyenlere-mucize-cozum-hikayeleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2016 16:42:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Back Up]]></category>
		<category><![CDATA[boyner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=209</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi : Boyner Yayınları &#8211; Kişisel Gelişim Dizisi (2006) Hayat denen süreç hiç kimse için olağan sınırları içinde&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yayınevi : <strong>Boyner Yayınları</strong> &#8211; Kişisel Gelişim Dizisi (2006)</p>
<p>Hayat denen süreç hiç kimse için olağan sınırları içinde akmaz. Herkes için çeşitli sürprizler hazırlanmıştır ve zamanı geldiğinde karşınıza çıkıp yaşamınızın adrenalin seviyesini artırıverir.<br />
Medeniyetin içine bulaştıkça daha da çok sürprizle karşılaşıyoruz ve gelişen teknolojiye rağmen yaşama yetişemediğimizi hissediyoruz.</p>
<p>Mesela eşinizle tavla oynuyorsunuz ve çocuğunuz zarı yuttu! Veya uçağınızı kaçıracaksınız ve acilen arabanızın aldırılmasını istiyorsunuz. Hatta restoranda çantanızı unuttunuz ve çantanızın size ulaştırılmasını istiyorsunuz.<br />
Ne yapacaksınız?<br />
Yaşadıklarımızdan biliyoruz:</p>
<p># Her an bir ilaç ihtiyacı doğabilir,</p>
<p># Vefat eden kayınpederinizin defin işlemlerini tek başınıza halletmek zorunda kalabilirsiniz.</p>
<p># Elli misafir beklerken, gelen yüz konuğu ağırlamak için acil ikrama ve yardıma ihtiyacınız olabilir,</p>
<p># Van Gogh&#8217;un, kestiği kulağını neden Gaugin&#8217;in kız arkadaşına gönderdiğine takılabilir ve ardındaki hikâyeyi öğrenmek isteyebilirsiniz.</p>
<p>Kısacası, beklenmedik durumlar üzerine zaman kaybetmeden, darlanmadan yaşamınıza devam etmek istiyorsanız, kitabın içindeki hikayeleri okuyun ve telefonun ucunda sakin ve bilge bir sesin size çözüm üretmek için 24 saat beklediği bir sistem olduğunu hatırlayın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/yasama-yetisemeyenlere-mucize-cozum-hikayeleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Lobotomi</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/son-lobomoti/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/son-lobomoti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2016 16:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[son lobotomi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=206</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi: Postiga (2014) Lobotomi, eskiden akıl hastalarına &#8220;sus ve bizim gibi yaşa&#8221; demek için, beynin iki lobunu birbirinden&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yayınevi: <strong>Postiga </strong>(2014)</p>
<p>Lobotomi, eskiden akıl hastalarına &#8220;sus ve bizim gibi yaşa&#8221; demek için, beynin iki lobunu birbirinden ayıran -kanımca adaletsiz- cerrahi bir yöntemin adı. &nbsp;Onların, (delilerin) kederi ve sevinci yaşama şekillerinden korktuk. &#8220;Çoğunluğa ters&#8221; olmaları yüzünden loblarını ayırıp beyin elektriğini düzeltmek istedik&#8230; &nbsp;Algıları, tepkileri bizden farklı diye, sürüden ayrılıyorlar diye&#8230;<br />
&#8220;Dâhi ve deli&#8221;, &#8220;aptal ve akıllı&#8221; aynı harflerle başlıyor oysa.</p>
<p>Güçlü olmayanı, bize uymayanı çürükten yana attık ! Ya bize göre &#8220;ters&#8221; olan bu insanların, yaşadığımız boyutun dışında çalışan antenleri varsa?<br />
&#8220;Ruh hastası&#8221; deyip işin içinden sıyrıldığımız; yalnızken &#8220;ordu&#8221; gibi davranan, üzüntüleri ve dilekleri bizimle aynı olmayan insanlar&#8230;</p>
<p>İlk sayfalarda &#8220;mümkün değil&#8221; diyeceğiniz olaylar, kitap bittiğinde &#8220;ya gerçekse&#8221; sorusuyla aklınızı acıtıyorsa başka antenle algılayıp, o boyutu da affedeceksiniz.</p>
<p><strong> Beynimizin iki lobunun arasında saklı, itiraf edilmemiş gerçek(dışı) hikayeler.</strong></p>
<p><strong>NOT: &nbsp;</strong>Kozmetiklerin eşantiyonu var. Deterjanların deneme boyları.<br />
Peki bir romanı alırken sizi sarıp sarmayacağını nasıl bileceksiniz?<br />
İşte ,romandan tek bir hikaye&#8230;Tadımlık&#8230;<br />
Sonra isterseniz kitabı alabilirsiniz.</p>
<p><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&#8220;SON LOBOTOMİ&#8221; ADLI KİTAPTAN BİR HİKAYE &nbsp;</strong></p>
<p><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; YEDİ GÜN&nbsp;</strong><b>SUKUT</b></p>
<p>Genç bir işadamı o! Kara saçları, ışıldayan kahverengi gözleri, sinekkaydı tıraşı, gamzeleri ve dinamik yürüyüşüyle her gün artan bir hırsla sadece ve sadece başarmak için koşuyor&#8230;</p>
<p>Sürüncemede kalan bir aşkın kopuşundan sonra aklından karşı cinse ait her şeyi silmiş, tüm benliğiyle kendini sadece işine vermişti. Aşk acısı yüreğinde bıraktığı tortuyu hırsa çevirmiş, hormonları ona aşkı emrettikçe o, kendini daha çok işine vererek bastırmayı becerebilmişti.Doğru muydu yaptığı bunu kendisi de bilmiyordu. Bu sızının ardından yarayı sarmanın en iyi yolunun aklında çığlık atan düşünceleri başka bir yorgunlukla bastırmak olduğunu keşfetmişti. Katılaşmıştı. Asabiydi. Asabi ama akıllı</p>
<p>Beraber çalıştığı arkadaşları onunla tartışmaya girmekten çekinirdi. Çünkü işini iyi yapmak adına tüm vaktini araştırmaya ve okumaya ayıran bu genç adamla tartışmaya girmek nafileydi. Sonunda hep o haklı,o doğru olanı görüp işaret etmiş oluyordu. Otuz sekiz yaşında bu mevkide bulunması tesadüfî değildi. Çalışıyordu. Hem de durmadan!</p>
<p>Henüz ideallerini, hevesini kıracak birileri yoluna çıkmamış, bezmemiş ve ne büyük şanstır ki dev bir holdingde hatırı sayılır bir mevkide bulunuyor.</p>
<p>Gecenin geç saatlerinde evine yorgunluktan bitap düşmüş halde gelmek aslında Alp&#8217;in unutmaya çalıştığı aşk yarasının üstünü örtmek için kullandığı yöntemdi. Ne kadar yorulursa o kadar çabuk uyuyor ve düşünmeye mecali kalmayan beyni uykuda kendini onarmak için çok derinlere gömülüyordu.</p>
<p>Uyandığında asla hatırlamadığı rüyalarında beyin,derinlere gömdüğü bu sızıyı film şeritleri halinde, farklı versiyonlarda gösteriyor, Alp, içinde sebebini bilmediği bir bulantı ve hüzünle uyanıyor, bir sonraki güne yine tüm aşk acısını silmek üzere delice koşmak için başlıyordu.</p>
<p>Ailesi artık evlenmesi gerektiğini her ima ettiğinde,büyük bir karşı çıkışla tartışmaya bile mahal vermeden konuyu kapatıyor, çolukçocuğa karışmak istemediğini söyleyip kestirip atıyordu.</p>
<p>Tüm kapıları çalarak, bürokrasiye boyun eğmeden, sabırla didinen Alp Kaan Eren&#8217;in, Moğolistan&#8217;la altı aydır sürdürdüğü yazışmaları nihayet anlaşmayla sonuçlanmıştı.&nbsp;<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ulan_Batur">Ulan Batur</a>&#8216;da, et depolama ve paketleme fabrikası kurmak üzere şartlar karşılıklı tamamlanmış, Türkiye&#8217;den ekibiyle yola çıkıyordu. Yol uzundu. Üstelik Ulan Batur&#8217;a direkt sefer olmadığından ekip Moskova üzerinden uçmak zorundaydı.</p>
<p>Moğolistan&#8217;la ön görüşmeler için önceden şehre gidenler dünyanın en soğuk başkentine gittiğini, fazla bir şey ummamasını,sözleşmeleri imzalayıp en kısa zamanda dönmesini öğütlediler. Çünkü yankesicilerin fink attığı, gaspçıların, haydut kılıklı insanların her köşeden fırladığı bu kentte iş görüşmesinden otele; otelde günü geçirip, ertesi gün direkt havaalanına gitmek en hayırlısıydı.</p>
<p>Oysa Alp, otelin&nbsp;400 metre&nbsp;ilerisinde, parlamentonun batısındaki milli tarih müzesini gezmek, Türk ve Moğol imparatorluğu dönemine ait bölümleri görmek istiyordu. Bu ülkede onu çeken ama nedenini bir türlü bilemediği bir şeyler vardı. Hepsinden önemlisi üç gün süren Nadaam şenliklerinde atlarının üzerinde Moğol savaşçı giysileriyle yapılan gösterileri izlemek, Cengiz Han&#8217;ın imparatorluğunun kuruluş kutlamalarına, torunlarının gösterilerine şahit olmak, fotoğraf albümüne bu bir daha ne zaman geleceği belli olmayan topraklardan ebedi kareler koymak istiyordu. Sanki bir ses burada kaldığı süre zarfında, içindeki bir şeyleri temize çekmesini emrediyordu Gidip tanıdık birini bulmasını, af dilemesi gereken bir kıyıda dinlenmesini, hayatla barışmasını emrediyordu.</p>
<p>Bir ucundan diğer ucuna yayan olarak en fazla bir saatte gidilebilen bir şehirde gezilip görülebilecek elbette enteresan yerler vardı ancak&nbsp; tekinolan yerler büyük otellerin yakın çevresiyle kısıtlıydı. Kutlamaların şerefine nerdeyse 700&#8217;e yakın mahkûm da aftan yararlanarak sokaklara salınmışken,ekipten kimse Alp&#8217;e eşlik etmeye gönüllü olmadı.</p>
<p>Onlar dışarıya adım atmadan, odada masaj hizmetlerinden faydalanmayı, lüks otelin restoranında Moğol mutfağının bol kepçe etlerini ve kurutulmuş peynirlerini tatmayı tercih ettiler.</p>
<p>Güçlü ve akıllı insanların çalıştığı koskoca şirketten cesur, maceracı yahut keşfetmeyi seven bir kişinin bile çıkmaması Alp&#8217;i şaşırtıyordu. Sonuçta 1300 sene önce aynı düzlüklerde at koşturdukları Moğol kültürüne otel odasından bakıp geçmek, on binlerce kilometreyi bir imza atmak için gelmiş olmak çok tembelce geliyordu ona. Hem şu içindeki, bayram öncesi bir çocuk ruhu heyecanıyla yerinde duramayan kımıl kımıl duygu da rahatlayacaktı</p>
<p>*&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; *</p>
<p>Güneş yerini geceye bırakmaya hazırlanıyor, küçük şehrin yorgun insanları evlerine dönüyorlardı. Alp lobinin dev cam duvarından dışarı baktı. Yolunu bu ülkeye getiren 3-4 günlük seyahatinin sadece bir fabrika imzası olmadığını hissediyordu. Keşfedilmeyi bekleyen bir şeyler olmalıydı ve ortağının yaşadığı ülkeyi daha farklı bakışlarla da tanımak istiyordu.</p>
<p>Et paketleme fabrikası müdürü Bayta&#8217;nın daveti üzerine otel lobisinde günün yorgunluğunu atmak hem de başlayan iş ortaklıklarının kutlamasını nerede yapacaklarını konuşmak için buluştular. Küçük basık burnu, çekikçe ela gözleri, çıkık elmacık kemikleri düz koyu saçlarıyla sürekli gülümseyen bu geniş yapılı kısa adam misafirperverliklerini göstermek için çırpınıyordu. Seyrek sakalları yuvarlak yüzüyle, sap sap düz saçlarıyla birleşince yaramaz çocuklarınkine benzer bir görüntü oluşuyordu. İş dışında konuşmaların yapılabileceği akşam yemeği için otelin lobisinde toplanan ekip daha rahatlamış ve sakin görünüyordu.</p>
<p>İsmim Bayta Moğolcada seksen anlamına gelir, dedi düzgün Türkçesiyle. Dedem seksen yaşındayken ben doğmuşum ve bana bu ismi vermiş. Aile büyüklerimizin yaşları çocuklara isim olarak verilebilir,yaşlıların dilekleri çok önemlidir Moğolistan&#8217;da. Kızlarıma isimlerini anneleri koydu ama Naren ve Çiçige. Naren ay, Çiçige çiçek demek.</p>
<p>Türkçe çiçek sözcüğüyle neredeyse&nbsp;aynı, densizlik etmeyeyim ama galiba aynı dil grubundan kökenimiz. Ural Altay öyle değil mi? Epey ortak kelime çıkacaktır. Saymaya kalksak yüzlerce ortak sözcük çıkar Bay Alp, Orta Asya&#8217;dan geçen kültürlerin birbirlerinde nasıl izi olmaz ki? Düşünsenize Bering boğazından Amerika&#8217;ya geçip yerleştikleri söylenen Kızılderililer bile Türkçe sözler kullanıyorlar hatun gibi, kilim gibi 390&#8217;dan fazla Türkçe kelime var dillerinde.</p>
<p>Bayta&#8217;nın çekik gözleri mahcup bir sevinçle parıldıyordu. Yavaşça nazik bir sesle önüne bakarak: Büyük mertebedeki insanların evlerimize konuk gelmesini uğur sayarız eşimle beraber sizleri evimizde ağırlamak için hazırlık yapıldı. Eğer kabul ederseniz bizi onurlandırırsınız dedi.</p>
<p>İki ülke arasında yapılan ticari anlaşmalar hep bürokratik kuru bir nezakette olurdu ama Moğolistan&#8217;da gözlemledikleri,hissettikleri içinde büyüdüğü kültüre hiç de yabancı gelmemiş hatta uzak kalınmış bir akrabaya misafirliğe gitmişçesine heyecan verici bir hisle dolmasına neden olmuştu. Ekiptekiler de ellerinde bardakları gülümseyerek konuşmaya katılıyor, kına gecelerinden bayramlara kadar adetler anlatılıyor, gülüşülüyordu.</p>
<p>Bayta endişeli bir utangaçlıkla teklifini yineledi:</p>
<p>Evimde sizi ağırlamak için hazırlandık,cevabınızı bekliyorum. Misafirimiz olmanızdan çok mutlu olacağımızı bilmenizidilerim, hanımım ve çocuklarım onurla sizleri bekliyor, dedi.</p>
<p>Lüks otelin restoranında akşam yemeği planlamış ve ardından masaj randevusu almış olan ekipteki diğer iki kişine diyeceğini bilmez bakışlarla bir cevap bekleyerek Alp&#8217;e gözlerini diktiler.</p>
<p>Alp, Bizim için de onurdur. Ancak hazırlıksız yakalandık müsaade ederseniz ben odamdan hemen bir paket alıp geliyorum izninizle, dedi. Gruptakiler başlarıyla beklediklerini ima edip sohbete devam ettiler. Yurt dışına seyahate çıkarken yanında Türk motifleriyle sırma işlemeli bornoz takımları, çini işlemeli hediyelik tabaklar almasının her zaman faydasını görürdü. Hediye vermenin ne zamanı ne de özel günü olduğuna inanırdı.Alp elinde dev bir hediye paketiyle lobiye geri döndü. Kapının önünde bekleyen arabaya binip Bayta&#8217;nın evine doğru hareket ettiler.</p>
<p>Sokaklardan dirayetli adımlara geçip geniş meydanlara yürüyen, rengârenk giyinmeyi seven bu dirençli insanların oluşturdukları görüntüye gözleri dalarken, tarihin, ne kadar uzak olursa olsun ulusların üstlerine nasıl sindiğini düşünüyorlardı Her ülkede olduğu gibi şehre aş ve iş bulma umuduyla gelen Yörük ailelerinin kurduğu,şehrin dış mahallelerinde pıtırcık gibi dizilen keçe çadırların, insanın kanını donduran zehir gibi soğuk bozkırlardan kalkıp şehre sığınmaları yadırganacak gibi değildi.</p>
<p>Bayta, konuklarının tezatlıklara şaşırdıklarını fark etti:</p>
<p>Geçen kış steplerde yoğun kar yağışıyla -48 derece olduğunda hayvanların çoğu telef oldu. Zaten mera değiştirerek göçebe yaşayan çoğu insan geçici olarak toparlanmak için şehirde şu an.</p>
<p>Okuma yazma oranının %98 olduğu bir ülkede bazen hava şartları da insanı işsiz güçsüz bırakabiliyor maalesef.Aslında sadece doğanın bize verdiği zor şartlar değil, koşarak yaşayan bunca insan, kırsal kesimlere elektriğin yeterince sağlanamaması, sosyal hizmetlerin yetersizliği, hayat pahalılığı yüzünden de sürekli yer değiştirip para kazanmanın yollarını bir bir deniyorlar Ulaştırma imkânları az, köylüler çağdaş yaşam koşullarına erişmede sıkıntı yaşıyorlar.Ama hiç bozulmadan devam eden inançları, kültürümüze sadakâtleri onların her şartta gülen yüzlerinin tek sebebi, dedi.</p>
<p>Şanslısınız. Esas zenginlik bu aslında, diye mırıldandı Alp</p>
<p>Alp Kaan bakışlarını yolda akan arabanın hızıyla camın önünden ardı ardına geçen çatılar üzerindeki ince mavi akşam rengine sabitledi. Buralarda tanıdık bir şeyler buluyordu beyni. Sanki önceden bildiği bir heykel, hiç geçmediği ama tanıştığı bir sokak çıkacak gibiydi karşısına bir yerlerden Bâkir doğası, uçsuz bucaksız ve sahipsiz bozkırları, Gobi Çölü Kanında hızlı bir akış başlıyor, içinde bir aşina his siyah keçeden bir çadır ve sobanın etrafında gözlerini kapatıp dışarıdaki tipiyi hissediyordu sanki!</p>
<p>Karın taşı bile dondurup pes ettirdiği bu ülkeyi gezecekti. Hatta ekip dönebilirdi. O birkaç gün daha kalacaktı. Kararını verdi: Bayta bey,yarın sabahtan bir araba kiralayıp Bilge Kaan Karayolu&#8217;nu Orhun Kitabeleri&#8217;nin bulunduğu bölgeye kadar gidip, sonrasında bozkırlarda dolaşmak, yörükleri fotoğraflamak istiyorum. Türk isminin geçtiği en eski vesikalar bunlar. Görmeden dokunmadan gidersem vicdanım rahat etmeyecek. GPS ile bir şekilde yakın çevrede dolanabilirim. Bana bir rota çizmekte yardım edersiniz değil mi?</p>
<p>Ben de sizinle gelebilirim. Asfaltla birbirine bağlanan sadece iki şehrimiz var. Biliyorsunuzdur belki, burada araba kiralama şirketleri de yok. Yolların neredeyse tamamı çakıl, berkitme yol hatta çoğunlukla tekerlek izleri takip edilerek ancak bir rehber yardımıyla gezilebilecek doğal toprak yollardır.</p>
<p>Bayta sanki kendi kusuruymuş gibi mahcubiyetle başını öne eğdi:</p>
<p>Yol işaretleri bu coğrafyada eksiktir. Kuraklık ve kar yağışı, yol üzerinde rastlama olasılığınız olan insanların da aynı yerde kalmalarına engel olmuştur. Altı ay önceki çadır artık orada olmayabilir. Sağlam bir cip dışında araba seçmenizi tavsiye etmem naçizane, yolda kalma riskini almayın. Aracın şoförle kiralanması mecburi diye hatırlıyorum ama bu işi yapan turizm şirketlerine bir soralım yine de. Sabah ilk işim size geziniz için sağlam şartları oluşturmak olacak Bay Alp.</p>
<p>Rehberle değil iç güdülerim beni nasıl götürürse öyle dolaşmak, yalnız keşfe çıkmak istiyorum. Harita var, gidilecek yön belli, herkes ya Türkçe ya İngilizce biliyor zaten iletişimde sorun çıkacağını da sanmıyorum. Sadece iki gün! Tek başıma olmak istememe ne olur kırılmayın. Sizi incitmek hiç istemem ama dünyanın en seyrek nüfuslu ülkesinde yalnızlığı fotoğraflamak için bu duyguyu tek başıma takip etmeliyim Cipi benim kullanmamda bir sakınca yoktur umarım?</p>
<p>Peki Bay Alp nasıl isterseniz. Ehliyetiniz burada da geçerlidir. Arabayı rehberle beraber alırsanız daha emniyetli olur ama siz bilirsiniz. Siz bilirsiniz Rota için akşam size yemekten sonra öneriler verebilirim.</p>
<p>**</p>
<p>Rus döneminde inşa edilmiş, betondan inşa edilmiş dev bavulları andıran çok katlı binalardan birinin önünde durdular. Bahçe katından girdikleri üç odalı bu küçücük evin kapısında pürüzsüz ciltleri, çekik neşeli gözleriyle Bayta&#8217;nın eşi ve kızları iki sıra halinde bekliyorlardı. Misafirlerini geleneklerine göre bembeyaz dişlerinin pırıl pırıl parladığı içten bir gülümsemeyle şarkı söyleyerek karşıladılar. Alp,elindeki paketi evin hanımına takdim ederken saygılarını sundu. Salona geçip alçak sedirlere oturdular. Kızlar hemen mutfağa gittiler. Bayta meraklı gözlerle evin her köşesini, halıları, duvarları, kapıları inceleyen ekibe nazikçe açıkladı:</p>
<p>Geleneklerimize göre hazırladığımız masamızda sizi ağırlamaktan onur duyuyoruz. Çatal kullanmıyoruz ama isterseniz sizin için şölenimize ilave edebiliriz. Moğol mutfağını ailesini, adetlerini ve yaşam şekillerini yakından tanımanızı istedik. Otel restoranlarında konukların damaklarına uydurmak için yemeklerimiz değiştirilir, batı adetlerine uydurulur.</p>
<p>Elişi, oyma masanın üzerindeki sade tabaklar, yak sütünden kaymak, patatesle haşlanmış koyun kaburgası, sütte bekletilmiş kurutulmuş peynir ve buharda pişirilmiş dev mantılarla donatıldı. Şarkılar eşliğinde süt ve tahıldan yapılmış içkiler ikram edildi. Yaşamlarını zenginlik ve gösterişten çok saygı ve gülümseme üzerine kurmuş bu insanların yanında gülümsemeden durmak mümkün değildi. Gülen gözlerin baktığı misafire huzur bulaşıveriyor, farkında olmadan dağılıyor, herkesi sarıveriyordu. Bayta misafire sunmadan önce içki kâsesinden bir yudum içti, sonra kâseyi Alp Kaan&#8217;a verdi:</p>
<p>Bizim âdetimiz böyledir Alp Bey. Size sunduğumuz içkinin temizliği ve tek kâseden içki içme mutluluğunun ifadesi olarak kabul edilir. Eğer aynı kâsedeki içkiden, sofra etrafında oturan herkes birer yudum içerek kâseyi diğerine verirse bu aramızdaki yakınlığı gösterir. Sevgimizi saygımızı ve sevincimizi pekiştirir.</p>
<p>Alp gülümseyerek kâseden bir yudum alıp yanındakine verdi ve kâse tüm masayı dolaştı</p>
<p>&#8220;Adetlerimizden biri de koyunu kesilmeden getirip misafirimize canlı göstermek, sonra kesip etini pişirmektir. Etin taze olduğunu anlatmak içindir. Ama ger dediğimiz göçebe çadırlarda daha rahat sürdürülebilen bir gelenektir bu. Şehirde yaşayanlar ister istemez bırakmak zorunda kaldı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Seyahatim sırasında yörüklerin arasında dolaşırken mutlaka rastlayacağım. İyi oldu söylediğiniz. Misafire çok önem verdiklerini biliyorum. Umarım başıma gelmez çünkü etle aram pekiyi değildir hem hayvanı canlı görmeye ve hemen kesileceğini bilmeye yüreğim el vermez.&#8221;</p>
<p>&#8220;Siz görseniz de görmeseniz de hayvan kesiliyor ve yiyoruz Alp Bey. Hayvanla göz göze gelmeden kesilmesi de yüreğinizi acıtıyorsa o başka.&#8221;</p>
<p>Alp birkaç saniye kalakaldı. Doğru diyordu Bayta. İçimizi acıtan şeyleri biz görmeden &#8220;sonuçlanmış olarak&#8221; önümüze getirdiklerinde acıtan eylemi yok sayabiliyoruz hepimiz. Yani biz görsek de görmesek de yüzlerce hayvan kesiliyor ve etlerini yiyoruz. Hayvanı kesecekler diye üzülmenin anlamı nedir o zaman? Acaba vicdanın çalışmasını tetikleyen sadece o eyleme şahit olmak mıydı?</p>
<p>Gece şarkılar söyleyerek sürdü. Evin hanımı Alp Kaan&#8217;ın getirdiği armağanı, işlemeli havlu takımlarını ve el boyaması çinili tabakları açtığında, yüzlerce kez teşekkür etti. Çok mutlu olduğunu tekrarladı aralıksız. Alp ve iş arkadaşları Asya&#8217;nın göbeğinde soğuğun ve yokluğun kırıp geçirdiği bu topraklarda; yaşam sevinci bu kadar rengârenk, ruhları bu kadar barışık insanların varlığını bilmekten şaşkın, içleri soru işaretleriyle dolu döndüler otellerine.</p>
<p>Hem de elleri kolları hediyelerle dolu olarak!</p>
<p>Evin büyük kızını nişanlamışlardı ve Moğol geleneklerine göre kızın evine herkes çeşitli armağanlar getirip bırakırdı, kız evi de bu hediyeleri eşe dosta dağıtırdı Alp Kaan ve arkadaşları da nişan hediyelerinden nasiplerini almış, kalben iyilik ve huzur dileyerek sevinçle evden çıkmışlardı. Âdetin amacı da buydu zaten. Yeni bir hayata başlamak üzere yola çıkan çifte içsel bir gülümsemeyle bakılması</p>
<p>**&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Turizm şirketi ısrarla tek başına gitmesinin riskli olduğunu söylese de Alp Kaan inatla çok uzaklaşmayacağını çöl yalnızlığını fotoğraflamak için buna ihtiyacı olduğunu söyleyerek cipine fotoğraf makinesini, cep telefonunu, su ve yiyecek stokunu istifledi. GPS cihazını, şarj makinesini, haritasını alıp vedalaştı. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İklim şartlarının elverişli olduğu ender zaman dilimlerinden birinde Moğolistan gibi tarihin deryası bir ülkeye gelmişken kimseyi dinlemiyordu. Cesareti ve kendine olan güveni sayesinde genç yaşta bu mevkide, diye düşündü Bayta. Tonyukuk Kitabeleri Ulan Batur&#8217;un çok yakınında olduğundan oradan gezisine başlamasını önerdi ama Alp Kaan rotasını kendi çizmişti bile. Kitabelerde bir devlet adamının yüzlerce yıl önceki sorumluluk ve vicdanını anlatan, milletine hesap veren, gelecek için tavsiyelerde bulunan satırları görmek dokunmak istiyordu.</p>
<p>Cengiz Han&#8217;ın başkenti Karakurum&#8217;a doğru yola çıkarken aklında tek bir şey vardı: bu bozkırlarda gözünün veya ruhunun kesişeceği bir şeyler yalnızlığı anlamasına yardım edecekti. Bilge Kağan yazıtlarına kadar yapacağı 350 kilometrelik yol üzerinde muhteşem bir manzara tüm çıplaklığıyla ve insanoğlunun en saf haliyle önüne serilecekti. Düzlükleri süsleyen koyun sürüleri, renkli dev mantarlar gibi ovalarda toplaşmış ev-çadırlar, minyatür köycükler, sarı toprağın ince tozu ve motorun gürültüsüyle ağır ilerlediği toprak yollar Alp Kaan&#8217;ı yüzünde bir gülümsemeyle sonsuza doğru yol alıyormuş gibi sakinleştiriyordu. Şapkasını çıkardı, arabanın camını açtı. İçeri doluşan aceleci rüzgâr önce saçlarını okşadı, sonra arabanın içinde bir dolanıp omuzlarını serinletti.</p>
<p>Moğolistan&#8217;a ayak bastığı andan itibaren şehirde ve çadırların yayıldığı dev ovalar üzerinde bunca saf ve eskiden kalmış gelenekler içinde çok enteresan bir durum fark etmişti. Burada kadınlar her yerde erkeklerle aynı işleri yapıyorlardı. Hatta en gelişmiş ülkelerde bile kadınların göremediği işlerde çalışıyorlardı. Badanacı kadınlar, şoför kadınlar, garson kadınlar, kasap kadınlar, müze bekçisi kadınlar &nbsp; &nbsp;Pansiyonları işleten İngilizce bilen kadınlar, öğretmen, pazarcı, benzin istasyonunda pompayı tutan, çölde deveyi sağan, kuyuyu kazan, çocuğu kocasına bırakıp çadırın dışına işe giden kadınlar Şehirde ve bozkırda kadının yerinin çok farklı olduğunu anlamamak için kör olmak gerekti. Kadının değerinin farklı olduğu diğer yerlerde ne değişmişti ki bu kadar horlanır oldu, itelenip değersizleştirildi kadın?</p>
<p>Kadın</p>
<p>Kadın deyince aklı, kapkara uzun saçları, bembeyaz çehresi ve hüzünlü gözleriyle Aslı&#8217;nın bir portresini alıp getirdi gözünün önüne .&nbsp;İçine bir bıçak saplandı o an. İşte bu yüzden istemiyordu onu hatırlamak! Aklının her yerinden onu silip, hatırlamamayı seçmişti. Bu bıçak garip bir şekilde Aslı&#8217;nın adının ve simasının geçtiği her anda gelip kalbinin ortasına saplanıveriyordu. &nbsp;Bu görünmez bıçak Aslı&#8217;yla son kavgalarının ardından ayrılmalarıyla oraya sessizce saplanmış, bir daha da çıkmıyordu. Hatıralar bıçağın sapına değdikçe acıyor, içinde bilinmez bir sızı akmaya başlıyor, hayatın hangi ânı olursa olsun zaman onun hayali üzerinde inşa ediliyor diğer her şey yok oluveriyordu.</p>
<p>Sarsılarak yol alan cipin etrafını saran ince toz bulutunun içinde yol alırken beynine üşüşen düşünceleri atmak için her zaman kullandığı yöntem bu kez işe yaramıyordu! İşini düşünmek! Üç dört gün sonra döneceği şehir koşturmacası, yeni fabrikanın işleri aklının duvarlarına tutunamıyor, kayarak bilincin sonsuzluğunda yok oluyordu. Varsa yoksa Aslı! Yalnızlığının içinden bir şey bulup çıkartmak için düştüğü yollarda, gelip içine yerleşen sadece Aslı&#8217;ydı</p>
<p>Pencereyi kapattı. Yolun üzerinde dönmekte güçlük çeken tekerleklerin sesi, rüzgârın yırttığı soğuk ve uğultular arabanın dışında çenebaz zaman sesleri olarak kaldı. Şimdi iç sesini dinlemek için hazırdı.</p>
<p>İş çıkışı Aslı&#8217;nın evine uğrayacaktı. Cuma akşamları yapılan hafta sonu analizi toplantısı uzamış yemeğe geç kalmıştı.Toplantıdayken dört kez arayan sevgilisini aradı özür diledi. Aslı işkolik Alp&#8217;in bu geç kalışlarına alışmıştı ama sesi bu kez kızgın değil, çok sevinçli ve mahcuptu. Yemek yiyecekler, cumartesi sabahı da Bozcaada&#8217;ya hafta sonunu geçirmeye gideceklerdi. Yani plan buydu.Açık bir çiçekçiden sarı laleleri acele sardırdı. Trafik keşmekeşi içinde dura kalka ilerlerken Alp&#8217;in aklı pazartesi sabah yapılacak yönetim kurulu toplantısındaydı. Hayatından, önündeki iki günü, cumartesi ve pazarı çıkarmış, zihni ötelerde devam etmesi daha önemli olan güne sıçramıştı.</p>
<p>Zile bastığında saat gecenin onu olmuştu. Aslı mavi çiçekli elbisesiyle, göz bebeklerinde minik kelebekler uçuşarak kapıyı açtı,sarıldılar, sarı laleler jelâtinin içerisinde su sesine benzer bir hışırtı çıkararak göğüslerinin arasında sıkıştı. Aslı&#8217;nın saçlarının arasından geçerek kafasına değen parmak uçlarından şefkat dolu bir ipeksilik tüm vücuduna yayıldı. Aşktı bu!</p>
<p>Cip büyükçe bir taşın üzerinden sarsılarak atladı. Alp Kaan yüzünde asılı kalmış gülümsemeyi direksiyonu toplamaya çalışırken fark etti. Yavaşladı ve yönünü tekrar teyit etmek üzere yön bulma cihazına baktı. Sinyal kesilmişti</p>
<p>Gökle yerin birleştiği çizgiye göz alabildiğine düz uzanan bu ovada, güneşe göre kuzeye gitmesi gerektiğini biliyordu. Sinyal gelene kadar kuzeye sürmeye devam etti. Issız, ıssız olduğu kadar vahşi bir çekicilikle insanı sarıp sarmalayan, artık çadırlara bile rastlanmayan bu özgür düzlükte şu an üzerinde bulunduğu toprak yola nasıl girdiğini bile hatırlamıyordu.</p>
<p>Aslı&#8217;nın kırgın olduğunu biliyordu ama kadın ağzını açıp tek bir sitem sözü etmedi. Gözlerinden, hallerinden anlıyordu artık Alp. Yemek bittiğinde masayı birlikte kaldırdılar ve abajurdan yayılan puslu sarı ışığın sindiği koltuğa sarmaş dolaş oturdular. Aslı başını Alp&#8217;in omzundan kaldırmadan vazodaki çiçeklere baktı:</p>
<p>Sarı lale umutsuz aşk ve gerginlik demekmiş. Bu masum çiçeklere böyle anlamlar yüklemek ne acı değil mi? Oysa çiçek sevinç vesevginin ruhunu taşır. Sevincin içine gerginliği nasıl koyarsın ki. Zavallı masum bir çiçek işte, sadece rengi sarı, o kadar.</p>
<p>Çoğumuz anlamlarına bakmadan alıyoruz tatlım,sadece güzel oldukları için, bir mana yüklemeden. Çiçek vermenin de almanın daçiçeğin güzelliği dışında bir manası olması çok saçma.</p>
<p>Alp ben hamileyim.</p>
<p>Aslı&#8217;nın ağzından bir nefeste çıkıverdi cümle.Başını yasladığı omuzdan kaldırmadan, yumuşacık, şefkat dolu bir ses tonuyla cümleyi döküverdi</p>
<p>Alp için bir çocuğun yüz kilometre hızla giden hayatına gelmesi, asfalttan çıkıp çakıl taşları dolu bir yola sapması demekti. Aslı&#8217;nın ana güdüleriyle beklediği cevabı veremeyecekti. Beraber bir aile olup olamayacaklarını tartışacakları koca bir hafta sonu olacaktı bu! Oysa sonuç baştan belliydi. Çocuğu aldırıp yollarına devam edeceklerdi. Ama Aslı bu olasılığı düşünüyor olsaydı zaten cümleyi başka türlü kurardı. Bir bebeğimiz olacak ama vakti değil dememişti. Kendi başına doktordan bir randevu alıp hallettikten sonra Alp&#8217;e haber verme yolunu da seçmemişti. Bu açık açık artık evlensekumudu için saklanmış bir müjdeye dönüşmüştü!</p>
<p>Alp omzuna yaslanan, yüzü yere doğru sessizce duran başı çenesinden tutup kaldırdı:</p>
<p>Bir çocuk için çok erken Aslı. Önceden de konuşmuştuk seninle. Daha yolun başındayız birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmeye bile hazır mıyız bilmiyoruz. Ve bir çocuk doğacak diye iki insanın hayatlarını değiştirmeleri çok büyük bir hata olur inan. Pazartesi günü çok önemli bir toplantım var Salı gününe doktordan bir randevu alırız ben de yanında olurum merak etme.</p>
<p>Aslı yanaklarından yaşlar süzülen yüzünü yerden kaldırdı ve koltuğun köşesine çekilerek Alp&#8217;in yüzüne bugüne kadar hiç görmediği bir nefretle baktı:</p>
<p>Bu kadar yani! Beş yıldır beraber olduğun, belki de son bebek şansına sahip kadınına ve çocuğuna söyleyeceğin bundan mı ibaret?</p>
<p>Alp şaşkındı:</p>
<p>Senin de benim de kariyerlerimizin başında böyle bir bağımlılıkla baş edemeyeceğimizi biliyorsun Aslı. Ne olur mantıklı düşün.</p>
<p>Abajurdan çıkan sarı hüzünlü ışık lalelerin vazodaki suyunu sarıya boyayıp odaya, Aslı&#8217;nın yüzüne, Alp&#8217;in mavi gömleğinin üstüne,aşkın üzerine, nefrete ve hayal kırıklıklarının içine dağılıyordu. Aslı yavaşça yerinden kalktı:</p>
<p>Senden ricam lütfen bu evden şimdi çık ve bir daha benim adımı da varlığımı da anma, arama Alp! Bir taş ile aşk yaşayacağıma yalnızlığımla huzuru bulmak daha az acılı olacak eminim. Kararım karardır! Seni artık görmek istemiyorum. Ne olur birbirimizi daha fazla kırmayalım. Çık ve git!</p>
<p>Alp, kafasından geçen Bozcaada, hafta sonu, ama biz birbirimizi seviyorduk sözcüklerini yuttu, vestiyerden ceketini ve anahtarlarını aldı, kapıdan çıkmadan salona dönüp baktığında, Aslı koltuğun köşesinde kımıldamadan durmuş sessiz sessiz ağlıyordu. Tüm salon sapsarıydı.Duvarlar, sarı laleler, koltuk, halı, camlar</p>
<p>**</p>
<p>Güneş ovayı sapsarıya boyuyordu. Otları kayaları,bataklıkları, ağaç gövdelerini ve bulutları&#8230; Göğün toprağa değdiği yerdekızıl bir ışık adeta bir kavuniçi suya dönüşüyor cipin içine, Alp&#8217;in yüzüne,alın kırışıklarının derinliklerine endişeli sarı çizgiler çiziyordu.</p>
<p>Gözlerinin ulaşabildiği kadar uzaklıkta birkaç Yörük çadırı, keçe yüzlerini ayrılık gecesindeki aynı sarıya boyayarak geceye hazırlanıyordu. Biraz ilerilerinde ırmak soğuktan takati kalmamış gibi sessiz ve cılız akıyor adeta geceyi yorgan yapıp uyumaya hazırlanır gibi sularını eflatuna boyuyordu. Termosu ağzına dayayarak kana kana su içti. GPS sinyali çalışmaya başlamıştı. Burada gecelemeye karar verip direksiyonu çadırların olduğu istikamete çevirdi. Uzaktan bir arabanın geldiğini gören Yörükler de geceyi onlarla geçirmek üzere bir yolcunun geldiğini görmüş dışarıya çıkmışlardı. Tanrı misafiri çölün bu doğal otellerine sık sık gelmiyordu. Onlar için de Alp için de bu bir lütuftu Alp Kaan için bir dinlenme ve güvenli uyku,çadırdakiler içinse biraz para ve hanelerine gelen bir hareketlilik&#8230;</p>
<p>Kalın keçeden, hava şartlarının yüzeyini dövmesiyle tarifi zor bir renge bürünmüş, sekiz metre çapındaki bu çadırda üç çocuklu bir aile yaşıyordu. Oltutaşı gibi parlak siyah gözlü iki erkek çocuğu; kucaklasan kırılacak kadar ince zayıf bedeni, didik didik saçlarını örten kırmızı bir başlıkla sürekli gülümseyen bir kız çocuğu Alp Kaan&#8217;ın arabasının yaklaştığını gördüklerinde kapının önüne çıkmış put gibi duruyorlardı. Kutsal bir sesle uğuldayan rüzgârın dışında ovanın boşluk sesinin yayıldığı çevrede bir cipin motor sesi onların yeknesak hayatlarına bir misafirin gelebileceğini işaret eden güzel bir umuttu.Çocuklar Alp&#8217;in cipten inmesiyle birlikte bağırışarak küçük keçe kapıdan içeri girip haber verdiler. Çadırın yanında tek ısınma yakıtı olan tezeklerin toplanmasıyla oluşmuş bir yığın duruyor, bitişiğindeki açık ağılda bir kadın, otlaktan yeni döndükleri belli olan hayvanları sağıyordu.</p>
<p>Evin beyi kapının önüne çıkarken kadın da kovasını alarak yanımıza geldi. Selamlaşmanın ardından Alp&#8217;in geceleyebileceği yerleri olduğunu konuştular ve Alp Kaan içeri buyur edildi. Ailenin babası anlaşabilecek kadar Türkçe konuşuyor, kelime bulmakta zorlandığında eşi düzgün bir İngilizce&#8217;yle&nbsp;yardıma geliyordu. Çocuklar çadırın keçe duvarına asılmış renkli halılara yaslanmış uzunca bir divanın üzerine eğreti oturmuş yüzlerinde merak ve gizli bir sevinçle olan biteni izliyorlardı.</p>
<p>Zeminde muşamba benzeri bir örtünün üzerine kırmızı yeşil motifleriyle odayı canlandıran bir halı serilmiş, çadırın tam ortasında yanan irice sobanın üzerinde bir tencere kaynıyor içeriye ağır, haşlanmış et kokusu yayılıyordu. Çadırın içinde her yere sinmiş olan bu koku ilk girişte insanın burnuna yağlı et suyu çekmiş hissini veriyor, ortamda kaldıkça burun alışıyordu.</p>
<p>Rengârenk yastıkların ve temiz örtülerin neşeli bir sığınak havası verdiği bu çadırda her şey basitçe yapılmış ama iş görüyor görünüyordu. Soba hem mutfak kuzinesi hem kalorifer görevini üstlenmiş asal bir parça olarak çadırın can damarında, tam ortada duruyor; yakındaki ırmaktan taşınan suyun kullanıldığı lavaboya benzer bir çukur taş, çadırın bir köşesinde, tabak çanakların bulunduğu rafların ve su stoku olan dolu kovaların yanında duruyordu.</p>
<p>Tam tepede, ger dedikleri çadırın ortasında gökyüzüne iyi havalarda açılmak üzere yapılmış bir bez pencere, çadırın dışında hemen yanında güneş enerjisinden elektrik elde etmek için kurulmuş yalın bir sistem, az ötede de tahta bir paravanla örtülmüş bir tuvalet bulunuyordu.Divanın yanındaki yeşile boyanmış sehpa üzerindeki siyah beyaz televizyon sanki bu çağa ait tek nesne gibiydi Ve burada yaşayan insanlar medeniyetle iç içe olmadıklarından belki de ellerindekilerle mutlu, güleç ve içtendiler. Alp Kaan&#8217;a her gelen konuğa ikram ettikleri tuzlu yeşil çay ve kurutulmuş peyniri sundular. Divanın bir köşesinde duran battaniye yığını kımıldandığında Alp şaşkınlıkla durakaldı! Evin büyük dedesi bilge ve kırış kırış olmuş yüzü,dişsiz ağzı, çökmüş yanak ve gözleriyle örtüyü üzerinden ağır hareketlerle sıyırdı ve oturmaya çalıştı. Çocuklar ona yardıma koşarken kadın da arkasına bir yastık koydu ve büyük bir saygıyla acıkıp acıkmadığını sordu, bir Türk konukları olduğunu söyledi. &nbsp;Dede solgun bakışlarını Alp&#8217;e çevirdi, gülümsedi.</p>
<p>Sofranın ortasına, sobanın içinde ısıtılmış taşların üzerine haşlanmış et konuldu. Önce evin dedesi yerinden kalkamadığı için bir parça kesilerek çorbasının içine atılıp ona sunuldu. Sonra bıçakla herkes kendi yiyeceği kadar kesip yedi. &nbsp;Buharda haşlanmış dev mantı parçacıkları ve erişte dolu çorbayı sohbet ederek yediler. İki dilden kelimelerle yetebildikleri kadar ama büyük bir keyifle, hayatın bilinmez sürprizlerle dolu olduğunu, her günün yeni umut ve görevlerle geldiğini, yapılan her iyiliğin bir gün ruha ışık olarak işleneceğini konuştular. Budizm&#8217;in insanların çektiği her acıya şükretmesi gerektiği inancıyla yüzyıllardır süregelmiş öğretisi, bu beklentisiz insanlara sıkıldıkları her an içlerine dönüp bakmaları gerektiğini anlatmış; yaşamında kendinden başka suçlayacak hiç kimse bırakmamıştı! &nbsp; Dönüp dolaşıp kişinin kendini gösteren bir işaret parmağı, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karma">karma</a> denilen neden-sonuç zinciri içinde birçok soru işaretiyle yaşamaya alışmış ve mutluydular!</p>
<p>Çünkü her soru işaretini doğuran şeyin yine kendi tatminsizlikleri olduğuna inanmışlardı. Az istersen, azı beklersen elindekiyle çok zengin olabilirsin diyen bu insanların hayatları başka hayatlarla kıyaslandığında, nice fukaranın tahtlarda oturduğu anlaşılıyordu.</p>
<p>Dolunayın çıktığını Alp, tuvalete gittiğinde fark etti. Az önce kaybolan, mor renkli güneş boyasıyla boyanmış bozkır, şimdi gümüş rengi bir ışıkla üzerindeki her otu, her taşı bir masal sayfasındaki büyüyle aydınlatmış;dolunay yorganı altında bâkir, uslu bir vahşilik derin uykusunda ışıldıyordu.</p>
<p>Gün boyu bulutsuz bir gökyüzü altında ilerlediği yeşili az yollar, ara sıra semada görünüp hızla kaybolan kartallar, at sürüleri,yerini kulakları sağır eden bir sessizliğe ve ulu cümleler fısıldayan bir azâmete bırakmıştı. Gözlerini bu eşsiz manzara ile doldurdu.</p>
<p>Çadırın az ilerisindeki ırmağın yanındaki küçük çadırı ve içindeki cılız ışığı o zaman fark etti. Kamburca bir adam silueti,içerideki ışığın kırmızıya boyadığı keçe duvarların dışında, ayakta kollarını iki yana açmış, kımıldamadan duruyor ve gökyüzüne bakıyordu.</p>
<p>Gizli bir şeyler mırıldanır gibi akan ırmağın şırıltısı, dolunayın gümüşle kapladığı bu manzarada, alınan nefesin bile duyulacağı kadar dingin bir sessizlikte; ıslak taşların üzerinden adeta gizli bir dua gibi yuvarlanıyordu Uzaklarda bir yerde bir baykuş öttü. Aslı geldi aklına birden! Geri dönüşü olmayan bu yolda nasıl onu özlediğini, ne yapacağını bilmediğini Keşke bir yolu olsa da bilsem diye geçirdi içinden.</p>
<p>Alp önüne yaşamın kirlenmemiş yanını seren bu dua ayinine hayran gözlerle baktı. Çadıra döndüğünde biraz politikadan eski Rusya&#8217;dan söz edip çay içtiler Gece mükemmeldi. Yüzlerce kare fotoğraf çekti.</p>
<p>Ağıldaki hayvanların ve dağ böceklerinin kımıldanışıyla ovaya yeniden sesler dolmaya başladığında, güneş geceden kalma milyonlarca yıldızı birer gün ışığına dönüştürmüş, üstlerine pırıltılar halinde saçıyordu. Gecenin ayazı kırılmış gibi görünse de güneş, ışından yapılmış buzdan bir kılıç gibi değiyordu tenlere. Çadırın içindeki hareketlilik günün doğumuyla beraber başlamıştı. Kahvaltıda bol etli tarhana çorbasını andıran çorbayı içtikten sonra Alp sunulan yak sütünden yapılmış kaymakla, akşamdan sütte bekletilmiş kurutulmuş peyniri doyduğunu bahane ederek nazikçe reddetti. Çayını içip, hane içindekilerle vedalaşıp ücretini ödedikten sonra, cipine eşyalarını yükledi.</p>
<p>Dolunayın ona siluetini tanıştırdığı adamın olduğu çadıra uğrayıp, sonrasında kitabelerin yoluna tekrar dönmek fikri çakılmıştı kafasında. Çadıra yaklaştıkça hızını kesip, içindeki derin merakla etrafta gözleri çölün yalnız misafirini aramaya başladı.</p>
<p>Yaşını tahmin edemeyeceği kadar buruşmuş yüzü, derisinin altından neredeyse kemikleri görünecek kadar zayıf kolları, çukura kaçmış ışıl ışıl gözleri ve eski giysileriyle adam, Alp&#8217;in gelmesini bekler gibi gerin kapısında oturmuş yaklaşmasını bekliyordu. Cipi ırmağın kıyısına bırakıp adama yaklaşırken adamda ayağa kalktı. Yüzünde bir gülümseme elini uzattı. Adam eğilerek selamladı ve sağ eli arkasından kuşağına bağlı olduğu için sol elini uzatarak selamlaştılar:</p>
<p>Merhaba.Adım Alp Kaan, Türküm. Yazıtları ziyaret etmek için yola çıktım ve talih beni şu an yaşadığınız ovadan güzel fotoğraflar çekebilmem için bu yola sevk etti. Misafir kabul eder misiniz?</p>
<p>Hoş geldiniz. Misafir onurdur, berekettir. Misafirle paylaşılan içki neşedir. Adım Bilktayt, bizim dilimizde &#8221;zeki&#8221; &#8220;bilgili&#8221; anlamına gelir. İsmimin bana veriliş hikâyesini size tahıl içkimiz hark&#8217;ı ikram ederken dinlemek ister misiniz? &nbsp;Kesin bir yerden tanışıyorlardı</p>
<p>İçine çöreklenen bu ani hissin sebebini bilmediği gibi, Alp Kaan dün geceden beri bu adamla tanışmak için içine düşen duyguyu da tarif edemiyordu! Dünyanın iki ayrı ucunda, biri diğerinin iki katı kadar yaşta olan iki insanın ortak noktası ne olabilirdi? Buraya çekiliş hikâyesinin çekirdeğine ulaştığını seziyor, nabzının atışını boynunda duyuyor ve çadırın eşiğinden adımını içeri atarken, yine aynı eşikten çıkışının çok farklı olacağını bir his kulağına fısıldıyordu.</p>
<p>Alçak sade bir divan, birkaç yastık, dar bir masa üzerinde iki üç mutfak eşyası ve çıtırdayarak yanan bir küçük sobadan ibaret minyatür çadıra girdiklerinde Alp nereye oturacağını şaşırdı. Bilktayt yere serili hasır yaygının üzerine iki minder koydu, eliyle buyur ettikten sonra şarkı söyleyerek tas içinde hark&#8217;ı getirip bir yudum aldı, büyük bir nezaketle Alp&#8217;e verdi.</p>
<p>Bizim ülkemizde sürüsü olmayanlar maalesef bozkırın tek yakıtı tezekten mahrum olur Alp Bey. Benim için sorun yok, soğuğu hissetmemeyi becerebiliyorum. Çalı çırpıyla da evim bu kadar ısınabiliyor eğer üşüyorsanız size keçe battaniye verebilirim.</p>
<p>Alp kaz tüyü kolsuz montunun ön fermuarını boynuna kadar çekerek teşekkür etti ve üşümediğini söyledi.</p>
<p>Dün gece Garuda&#8217;ya dua ederken sizin beni izlediğinizi hissettim ve içimden bir his sizinle konuşacağımızı,konuşmamız gerektiğini, ruhlarımızın bilgi paylaşmasının hayatınızın farklı yerlerine merdivenler açacağını söyledi. Tahıl içkinizi dün geceden hazırladım sizin için.</p>
<p>Moğolistan&#8217;a geldiğinden beri hatta yabancı bir fabrikaya ortaklığın şirkette sözü edilmeye başladığından bu yana içinde elektriklenen olağan dışı çekimin ne olduğunu anlamaya başlıyordu yavaş yavaş. &nbsp; Aileniz nerede? Garuda kim? Tek başınıza mı yaşıyorsunuz, elinizi neden arkanızda bağlıyorsunuz diyecek oldu, Bilktayt zihnini okumuşçasına konuşmaya başladı:</p>
<p>Merak ediyorsunuz biliyorum. Kim olduğumu, yaşamının bir düzlüğünde neden yollarımızın kesiştiğini Dinler misiniz anlatayım?</p>
<p>Garuda diğer kuşlardan farklı bir kuştur. Vücudumuzdaki zehirlerin etkisini yok ettiğine inanırız. Ben bir kaçak Budist rahibim Beni kaçak yapan sebeplerden biri de bu kuş. Dün gece, bu yasak kuştan içimdeki zehri almasını diledim Biliyorum kafanız karıştı en iyisi ben hayatımı başından anlatmaya başlayayım size:</p>
<p>*&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; *</p>
<p>Asi rahiplik yaşamım boğucu ve kasvetli bir manastırda, ailemin beni hayatımı orda geçirmek için onlara teslim etmesiyle çocuk yaşta başladı. Yolda hep sustuk.Uzayıp giden yeşillerin arasına konaklamış beyaz kar birikintileri bana baharda mı kışta mı olduğumuzu şaşırtmıştı. Bana kasvetli gelmesinin sebebi sanırım daha alışık olmadığım sonsuz sessizlik ve onca insana rağmen her yerde süre giden sükûttu</p>
<p>8 Yaşındaydım, çocuktum, yaşamın güvenli sığınağı anne, kardeşler ve babanın haşmetli korumasından ebediyen ayrılmam, hatta adeta manastıra hediye edilerek aileden sayılmamam beni çok etkilemişti. Ayinlerle yaşadım. &nbsp;Üstümdeki giysiden başka giysi giymem yasaktı. Günlerimi açlık içinde midemi ve ruhumu terbiye etmeye çalışarak geçiriyordum, ettim de! Açlığı, soğuğu, hüznü, egoyu, nefsi görmezden gelmeyi bilen bir beden sahibi olmak için yıllarımı bana öğretilenlerle geçirdim. O çerçevenin dışına çıkıp bir düşünce ve sorgu üretmedim Çocukken bunu anlayabilmek zordu, özgürlüğümün elimden alınması olarak yorumluyordum başıma gelenleri. Karnımı doyurmak için dilenmem gerekti Aile hayatım asla olmayacak, çalışmayacak, üretmeyecek, karnımı dilenerek doyurmak üzere bir yolda yürüyecektim. Ve bunu ben değil, ailem seçmişti</p>
<p>Tüm bunları bir sonraki hayatımı bir kedi veya fare olarak geçirmemek için yapacaktım.</p>
<p>Kendime işkence etmek başlıca hayat amacım oldu. Karanlık ve durağan günlerin tamamı acıya adanmıştı. Huzura giden yolu neden acıyla dolduracağımızı bana anlatan da yoktu. Emirdi, yaşanacaktı. Ve elimde olan tek hayatı buna adayacaktım.</p>
<p>Alp, bağdaş kurmaktan uyuşan bacağını yana çekerek rahibin hikâyesinin kendi yaşamıyla ne kadar benzeştiğini düşündü:</p>
<p>Batıda da yatılı okula küçük yaşta bırakılan ve ailesinin seçtiği bir kariyerin temellerini atmak için yıllarca asker gibi hayat yaşayan çok zengin çocuk var. Birkaç ayda ortama uyuyor yatılı okulu evleri, arkadaşlarını da ailesi gibi kabul ediyorlar.</p>
<p>Atladığınız bir nokta var Alp Kaan Bey, bu çocuklar canlarıyla mücadele etmiyorlar. Beyinleriyle kendilerini kanıtlamak için çalışıyorlar.</p>
<p>Ağaç yaşken eğilir doğru, ama dalında duran bir yaprağa toprağı göstermek istersen, dalı yere eğmekle yaprağı koparıp toprağa atmak aynı şeyler değildir.</p>
<p>Düşünce kanallarımız sadece Buda&#8217;ya açık kalsın diye hiç kadınımın olmaması, hiç çocuğumun olmaması büyük bir bedel değil mi? Belki ben şu karşıdaki ger&#8217;de yaşayan aile gibi olmakla mutlu olacaktım?</p>
<p>Kader denilen bir şey var Bilktayt. Keşke diyerek yaşansa da yol seni &#8220;yaşaman gerekene&#8221; götürür. Seni olgunlaştıracak olan,eksiğini tamamlamana yardım edecek olan karşılaştığın insanlar ve olaylardır.Biz Müslümanız ve kaderin inancımızda mutlak değişmezleri vardır.&nbsp;Karma dediğimiz şeyle hemen hemen aynı</p>
<p>Manastırdaki yakın arkadaşımla biz de bunun üzerine düşünmekten ve konuşmaktan yorulmuştuk!</p>
<p>Eğer bir erkekte rahip olup, kendini Buda&#8217;nın öğretilerine adama sevinci varsa, yaşam zaten onu yola taşır bir şekilde. Ama çok iyi bir çoban olacak insanı rahipliğe adamaya kalkarsanız benim gibi, arkadaşım Batu gibi kaderin ona sunduğu yere kaçar </p>
<p>Alp, çadırın içinde hafif ürpertilerle dolanan soğukla ellerini ovuşturdu. Bilktayt yanındaki keçe battaniyeyi Alp&#8217;in omuzlarına koyup yerine oturdu.</p>
<p>Budaaydınlanmış demekti ve ben sürekli karanlığa yürüdüğüm bedenimle ışığa değil,kuyulara çekiliyordum.</p>
<p>Buda huzur demekti ama ben sürekli acı çekiyor..</p>
<p>&#8220;Son Lobotomi&#8221; veya<strong> yeni adıyla</strong> &nbsp;&#8220;Aklın Kuşu Uçsun&#8221; adlı kitabımın klibini izlemek isteyenler <span style="color: #ff00ff;"><a style="color: #ff00ff;" href="http://www.dailymotion.com/video/xfhy3x_aysenur-yazici-son-lobotomi-hakkinda_shortfilms">buraya</a></span> tıklayabilir</p>
<p>Dünya tatlısı, kültürü ve aklıyla kitapkurdu ve iyi&nbsp;bir okurun tarafsız yorumları için &#8220;<span style="color: #ff00ff;"><a style="color: #ff00ff;" href="http://www.umutcalisan.com/2015/12/akln-kusu-ucsun-aysenur-yazc.html">tıklayınız</a></span>&#8220;.</p>
<p><strong>&nbsp;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/son-lobomoti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşkın Son On Üç Günü</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/son-13-gun/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/son-13-gun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2016 16:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=203</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi: Postiga (2014) Kitap ilk basımında &#8220;Son 13 Gün&#8221; adıyla, sonraki basımlarında &#8220;Aşkın Son On Üç Günü&#8221; adıyla raflarda&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Yayınevi: <strong>Postiga</strong> (2014)</p>
<p style="text-align: left;">Kitap ilk basımında &#8220;Son 13 Gün&#8221; adıyla, sonraki basımlarında &#8220;Aşkın Son On Üç Günü&#8221; adıyla raflarda yerini almıştır</p>
<p><strong><em>Prof. Dr. Bengi Semerci&#8217;den ÖNSÖZ </em></strong></p>
<p>Sevginin romanını yazmak zor. Hastalıklı sevginin romanını yazmak daha da zordur. Ama asıl zor olan sevgiye en çok ihtiyaç duyduğunuz anda, bulduğunuzu sandığınız sevginin hasta olduğunu anlayıp, ondan vazgeçebilmektir. Sevgi her zaman fedakârlık değildir. Eğer hastalıklı bir ilişkiye sürdürmeye çalışıyorsak hem kendimize, hem karşımızdakine zarar veririz. Hasta insanların sevme ve sevilme hakları yok mudur? Tabiî ki vardır. Bu haklarını tedavilerini sürdürürken ve karşılarındakine hastalıklarını, hastalıklarının getireceği sorunları anlatarak kullanmalıdır.</p>
<p>Hastalığının adı olan bir erkekle, sorunlarına, ihtiyaçlarına isim konulmamış bir kadının öyküsünü yazmış Ayşenur Yazıcı&#8230; Yazar adı konulan hastalığı bir doktor inceliğiyle işlemiş, anlamaya ve tarafsız olmaya çalışmış. Sevgiye ve sevginin sonuçlarına onun gözüyle bakmış. Ama en önemlisi, okurken hem aşkın büyüsüne kapılıp, hem dünyada ve gerçeklerle kalmanızı sağlamış.</p>
<p>Yaşamda her seçimimizin bir bedeli vardır. Bu bedel seçim doğru da yanlışta olsa ödenir. Bazen doğru seçimlerin bedeli ağır gelir, pişman oluruz. Oysa yanlış seçim yaptığımızda ödeyeceğimiz bedelin yaşamımız olabileceğini fark edemeyiz. Bu satırları okuyorsanız sizler de bir seçim yapmışsınız demektir. Bu romanı seçmekle farklı ve akılcı bir aşk hikâyesini okumaya başladınız. Ödeyeceğiniz bedel, her zaman seçeneğiniz olduğudur. Bu yolu Ayşenur Yazıcı açmış, size çoğaltmak ve düşünmek kalıyor.</p>
<p><strong> <em>Prof. Dr. Bengi Semerci </em></strong><br /><strong> <em>Psikiatrist</em></strong><strong>                                     </strong></p>
<p><strong>Not:</strong> Bu romanı Psikiyatrist Prf. Dr Bengi Semerci&#8217;nin, hikâyenin yazımı sırasında sürekli denetlemesi ve yazarı yönlendirmesiyle, hatasız ve tipik bir paranoid şizofren öyküsü olmasını sağlamıştır.</p>
<p><strong>                                                                 *   *   *<br /><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-3883" src="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/13.jpg" alt="" width="890" height="650" srcset="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/13.jpg 890w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/13-300x219.jpg 300w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/13-768x561.jpg 768w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/13-380x278.jpg 380w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/13-800x584.jpg 800w" sizes="(max-width: 890px) 100vw, 890px" /><br /></strong></p>
<p><strong>Ercan</strong>: Dev bir holdingin sahibi korkunç zeki ve akıl hastası. Güçlü, yakışıklı, tekne tutkunu ve paranoid şizofren ve âşık.</p>
<p><strong>İnci</strong>: Yönetici, güzel, elit, yalnız bir kadın. Erzincan depreminde tüm ailesini kaybetmiş, yalnız ama güçlü ve âşık.</p>
<p>Hikâye şöyle başlar:</p>
<p>Bir adam, hizmetçinin odasına varan koridorda her yere işeyerek ilerlerken duvarlar alev alır. Duvar kağıtlarının içinden minik, kadın görünümündeki toynaklı yaratıklar gülerek onunla alay eder ve alevlerden kaçarlar..<br />Adam, hizmetçiye karanlık odada işkence ederek tecavüz eder.<br />Sabah doktoru çağırır, kadının yırtık yerlerini dikmesi, tedavi etmesi ve kimseye her zamanki gibi bir şey söylememesi gerektiğini tembih ederek, bol para bırakıp evden çıkar.</p>
<p>Bir uçakta tesadüfen yan yana seyahat ederlerken uçağın düşmeye başlamasıyla yalnız ölmemek güdüsü ile elleri kenetlenir. Uçak kurtulur, düşmez ve ikisi de yollarında sürekli birbirlerini düşünerek devam ederler.<br />İnci&#8217;nin en yakın arkadaşı Melis psikologdur, iş adamı Erdoğan ile evlidir ve İnci&#8217;yi ona çok uygun biriyle davetlerinde tanıştırmak için zorla getirirler. Adam Ercan&#8217;dır!<br />Aralarında kuvvetli bir aşk başlar. İkisi de sürekli seyahat etmelerini gerektiren meslekleri dolayısıyla kısa zaman sonra aynı evde yaşamaya karar verirler..</p>
<p>İki çiftin tekneyle çıktıkları tatilde Ercan&#8217;ın bazı garip davranışları İnci&#8217;yi ürkütür. Ama sevgisi ona asla bir hastalığı yakıştırmaz. O sadece &#8220;biraz&#8221; asabidir.<br />Ailesi şizofren olduğunu bilir, zeki Ercan&#8217;ı yönlendiremez. Tıpkı 14 yaşında yaşadığı travmalarında doktora gitmeyi reddettiği gibi.<br />Ercan etrafına sürekli eziyet eden ve hastalıklı bir yaşamdadır ama herkes onu statüsünden dolayı hürmetle ve korkarak kabul eder.<br />İnci hariç. O bir deliye aşıktır artık!</p>
<p>Roman aklınızdan hayalinizden geçmeyecek bir sonla biter! Beğenmeyenler için ikinci bir son daha vardır. O da kitabın gizemi olsun&#8230;<br />&#8220;Aşk hastalıklıysa bitmesi gerekir&#8221;, sonucunu kara sevdalı insanlara anlatmanın en hazin yoludur bu öykü. Çünkü aramızda çok şizofren var.</p>
<p><strong>Amazondan romanlara Almanca İngilizce ve Yunanca ulaşmak isteyenler için link:</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.iasonbooks.com.gr/"><span style="color: #ff00ff;">Yunanca baskısı</span></a>  ve </strong><span style="color: #ff00ff;"><a style="color: #ff00ff;" href="http://www.amazon.com/Andrea-And/e/B00JBH4ZSG/ref=ntt_athr_dp_pel_pop_1">amazon</a></span><strong> </strong></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4965" src="http://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/yunanıstan-andrea.png" alt="yunanıstan andrea" width="600" height="677" /></p>
<p><strong> </strong></p>


<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="http://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2020/04/the-last-days-716x1024.jpg" alt="" class="wp-image-6326"/></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/son-13-gun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sizin Hikayenizi Çaldım !</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/sizin-hikayenizi-caldim/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/sizin-hikayenizi-caldim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2016 16:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı kitap]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[sizin hikayenizi çaldım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=199</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi:Epsilon (2007) &#8220;Neden&#8221; ve &#8220;nasıl&#8221;lar çokça kafanızı kurcalıyorsa ve &#8220;ne garip ama gerçek&#8221; dediğiniz başka hayatların ruhundan kendinize&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yayınevi:Epsilon (2007)</span></p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4101" src="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/sizin-hikayeniz-kapak.jpg" alt="" width="366" height="528" srcset="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/sizin-hikayeniz-kapak.jpg 366w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/sizin-hikayeniz-kapak-208x300.jpg 208w" sizes="auto, (max-width: 366px) 100vw, 366px" /><br />
<span style="color: #000000;"> &#8220;Neden&#8221; ve &#8220;nasıl&#8221;lar çokça kafanızı kurcalıyorsa ve &#8220;ne garip ama gerçek&#8221; dediğiniz başka hayatların ruhundan kendinize pay çıkarmayı seviyorsanız bu kitap sizin. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Okurken yorulmayacaksınız&#8230; </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Çoğunuz bıyık altından güleceksiniz. Birçoğunuz &#8220;silkinme zamanınızın&#8221; geldiğine yemin edip kitap bittikten sonra, yeni bir nefesle hayata devam etmenin çok zor olmadığına inanacaksınız. Bıyığı olmayanlar üzülmesin! Siz de kahkaha atmayı öğreneceksiniz; hatta yanınıza bir arkadaşınızı alıp ona öğrendiğiniz hayat sevincini bulaştıracaksınız! </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Buna hepimizin o kadar ihtiyacı var ki! Ve bu o kadar da yakınınızda ki! Birbirimizi anlamaya o kadar ihtiyacımız var ki&#8230; </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Kimi zaman, yazarlar bu yüzden vardır sanki! Size unuttuklarınızı hatırlatmak için&#8230; Onların öykülerinin kahramanı olmanız bu yüzden o kadar kolay olur! Çünkü tam hissettiğiniz gibidir yazdıkları, benimser, kolayca özdeşim kurarsınız. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Yazıdaki her kahraman sadece ve sadece sizsiniz. Ve öyküler sizin hayatınız! Dilekleriniz ve hayal kırıklıklarınız ne ise o var burada! Ve kimseninki sizinkinden farklı değil. İçlerinde hayallerini gerçekleştirenler var, &#8220;gerçekleştiremeyeceğinize inandığı için&#8221; de yapamayanlar! Düşünmek, hayatı kucaklamak için kollarını açmaktır. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Bedava kucak işte! Gelin sarılalım.</span></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/sizin-hikayenizi-caldim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sensin Mağara Adamı</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/sensin-magara-adami/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/sensin-magara-adami/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 13:08:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[sensin mağara adamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=173</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi: Doğan Kitap (2008) Bu kitabın milliyeti, dini yok! Yazar okuyanın sesli söylenmelerini de duyup yazı aralarında cevap&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yayınevi: Doğan Kitap (2008)</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4104" src="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796265355.jpg" alt="" width="404" height="576" srcset="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796265355.jpg 404w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796265355-210x300.jpg 210w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796265355-380x542.jpg 380w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bu kitabın milliyeti, dini yok! Yazar okuyanın sesli söylenmelerini de duyup yazı aralarında cevap veriyor ve okuru deli ediyor! </span><br />
<span style="color: #000000;"> Ayşenur Yazıcı’nın milyon yıl geri giderek dişi-erkek ilişkisindeki istekleri kurcalamasının sebebi; insanın da içgüdüsel istekleriyle yaradılışından bu yana aynı şekilde durduğunu göstermek içindir.<br />
</span><br />
<span style="color: #000000;"> Yani beyin aynı beyin, içgüdüler aynı içgüdüler, haz aynı haz! </span><br />
<span style="color: #000000;"> Sadece sosyal deneyimleri, programa dönüştürülüp beyin bilgisayarına henüz yüklenmemiş. </span><br />
<span style="color: #000000;"> Sonuç: Âdem ve Havva’dan tek farkınız elinizdeki teknoloji! </span><br />
<span style="color: #000000;"> Amaç: sizden gayrı yeryüzünde ikamet eden 3 milyar hemcinsinizden bir farkınız olmadığını görecek, erkeklerden/dişilerden yakınmayı bırakacaksınız.<br />
</span><span style="color: #000000;"> İnsanoğlunun ilk çağlarına ve kanına işlemiş genetik davranışlarına gideceğiz. Derin mevzu yani! Çokça güleceksiniz ama sizi temin ederim ki kitap bittiğinde, sizi üzen, kafanızda soru işaretleri bırakan “neden böyle” sorularınıza cevap bulacaksınız. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yazar, modernleşirken birbirini kaybeden, dünyanın her yerindeki dişi ve erkeği anlatıyor. Çünkü dişi gitgide “erkek” davranışları sergilemekte, erkek de gitgide “dişi” gibi davranmaktadır. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Birini “suçlamak” gerek.<br />
Ama kimi? </span><br />
<span style="color: #000000;"> Tabii ki büyükbabanızın büyükbabasının büyükbabasını! Niye mi? Çünkü mağara devrinden hücre hafızanıza işlenmiş mirasınız var!</span></p>
<div class="fusion-sep-clear" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4105" src="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796214836.jpg" alt="" width="400" height="586" srcset="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796214836.jpg 400w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796214836-205x300.jpg 205w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796214836-380x557.jpg 380w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /> </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4650" src="http://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/kitaplar-toptan.png" alt="kitaplar toptan" width="720" height="688" /></div>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/sensin-magara-adami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makyajda Sihirbazlık Numaraları</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/makyajda-sihirbazlik-numaralari/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/makyajda-sihirbazlik-numaralari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 11:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[makyaj tekniği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=123</guid>

					<description><![CDATA[Kırık farınızı nasıl yeniden far yapabileceğinizi youtube kanalımdaki &#8220;Kırık far nasıl onarılır&#8221; adlı videoya tıklayarak izleyebilirsiniz. Onlara özenmeyin!&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p class="p1"><span style="color: #000000;">Kırık farınızı nasıl yeniden far yapabileceğinizi youtube kanalımdaki &#8220;Kırık far nasıl onarılır&#8221; adlı <a href="https://www.youtube.com/watch?v=JIzDJepOQKE&amp;index=2&amp;list=PLKwP1kxPoL_aHRpY5HzGpS21sL1wiMk5q"><span style="color: #ff00ff;">video</span></a>ya tıklayarak izleyebilirsiniz.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Onlara özenmeyin!<br />
</span><span style="color: #000000;"> Ünlülerin hepsi makyözlerine bunun için neredeyse bir servet ödüyorlar. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Makyaj bir sihir işidir.<br />
</span><span style="color: #000000;"> Formüllerini ele geçirdiğinizde siz de kendinize güzellik büyüsü yapabilirsiniz! </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Bu kitap size tatlı cadı olmanız için hazırlandı.<br />
</span><span style="color: #000000;"> Ürün , renk seçimini doğru yapmanız, kendinizi yeniden keşfedecek tüm tüyoları bulmanız için&#8230; </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Şimdi size düşen, kapağını açıp karşınıza bir ayna &#8211; ya da büyük boy bir cepheden çekilmiş resminizi &#8211; koymak ve sayfa sayfa uyumu yakalayıp, &#8220;güzellik&#8221; yaldızına batırarak yüzünüze armağan etmek! </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Artık sizde bir büyücüsünüz&#8230;<br />
</span><span style="color: #000000;"> İnanın herkes bunu fark edecek.<br />
</span><span style="color: #000000;"> Önce kendi ruhunuz, sonra da sevdikleriniz&#8230;</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Kitap hakkında yorumlar, makyaj atölyesinden bahsedenler için tıklayabilirsiniz : <span style="color: #ff00ff;"><a href="https://kelebeketkisi39.blogspot.com.tr/2013/10/makyajda-sihirbazlik-numaralari-aysenur.html">Kelebek etkisi</a> , <a href="http://www.trendyandfriendly.com/aysenur-yazc-ile-makyajda-sihirbazlk/">trendyandfriendly</a> , <a href="http://www.hamaratabla.com/makale/2393,aysenur-yazici-ile-makyajda-sihirbazlik-atolyesi-etkinliginden-notlar.htm">hamarat abla</a></span></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff00ff;"><br />
<span style="color: #000000;"><strong>Not:</strong> Talep üzerine AVM &#8216;lerde ve kurumlara düzenlenen Makyaj atölyelerinde kitap içeriği uygulamalı olarak anlatılmaktadır. </span></span></span></p>
<p style="text-align: left;">
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/makyajda-sihirbazlik-numaralari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendinden Utanmak</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/kendinden-utanmak/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/kendinden-utanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 10:17:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[2013]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı roman]]></category>
		<category><![CDATA[kendinden utanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Nemesis yaynevi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=101</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi:Nemesis (2013) Üç şey geri dönmez: Yay&#8217;dan çıkan ok, Ağızdan çıkan söz, Geçen zaman 150 km hızla yol&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yayınevi:<strong>Nemesis </strong>(2013)</span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Üç şey geri dönmez:<br />
</span><span style="color: #000000;">Yay&#8217;dan çıkan ok,<br />
</span><span style="color: #000000;">Ağızdan çıkan söz,<br />
</span><span style="color: #000000;">Geçen zaman</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">150 km hızla yol alan hayatlarda herkes zamana kızgın! Birçok kadının aynı erkekle yolları bir yerlerde kesişiyor. Kalp, kalbe sürterek bileniyor, sivri yerleri yuvarlanıyor, acıyor!</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Gurur sınavı, kirli bir aşk hikâyesini bir &#8220;hayvanın&#8221; ağzından okuyacaksınız. &nbsp;&#8220;Nankör&#8221; kelimesinin ısrarla âdemoğlunun sıfatı olduğunu söylüyor.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bilge bir kedi, insanların beş duyusunun nasıl sıradanlaştığını anlatıyor.<br />
</span><span style="color: #000000;">Evet, bir kedi anlattı, Ayşenur Yazıcı yazdı. Hepsi hayal ürünü ama romanın içinde kendi gerçeklerinizi keşfedeceksiniz ve sizin içinizdeki hayvan da evcilleşmek için bir çok sebep bulacak&#8230;</span></p>
<p class="p2" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sabrı, aşkı, hoşgörüyü felsefeyle harmanlayan bir &#8220;kedi&#8221;nin, telaş içindeki insanlara bakışı İnsana haddini bildiren pişmanlıkları, tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır. Ama ağzını açtığında da ikisi de çirkinim diye bağırır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span class="s2">Kozmetiğin eşantiyonu olur, denersiniz beğenirseniz gidip alırsınız. Kitabın eşantiyonu olmaz mı? İşte k</span><span class="s3">itaptan kısa bir alıntı:<br />
</span></span><span style="color: #000000;">Eski Sevgiliye Mektup<span class="s4"><br />
</span></span></p>
<p class="p5" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><i>Canım eski sevgilim,</i><span class="s4"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Eğer bu satırlara gözün değiyorsa, bu ülkeyi terk etmeden önce yatağının altına sakladığım zarfı açtın demektir. Kâğıda parmakların değdiğinde aradan ne kadar zaman geçmiş olacak, kestirmem mümkün değil. On yıl? Beş ay? Bir gün?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bilmeni istiyorum ki kâğıdı kalemi ne kadar yazacağımı belirlemeden elime aldım. Kim bilir bu mektup bittiğinde belki sana bu zarfla beraber &nbsp;yolladığım, eski yazışmalarımızı içeren klasörden daha uzun olacak Bilemiyorum. Senin hesabın ile 45 gün, benim hesabımla yıllar süren ilişkimizi kısa anlatamayabilirim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bir keşfim var! Bunun için sana yazıyorum. Tanıştığımız günden beri sana âşık olmamın, beni rezil durumlara düşürmene rağmen, neden yanına her seferinde dönmemin sebebini buldum. Buna aşk diyorlar. Ama kadersel olarak baktığımda,acı çekmem pahasına, senin hayatına yollanmamın sebebi buldum! İyileşmen içindi.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yaşamda insan insana kalben sürterek bileniyor aşkım. Sen beni, ben seni sivrilttik, körelttik. &#8211; yahut her ne kaldıysa aklında benden bir şeyler öğrendik ya da tam tersine, körü körüne inandığımız bir kavramı,&#8221;aşkı&#8221; yaşadıklarımızla yerin dibine batırdık.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Benim ağrıyan ruhumun bedeli olarak, senin artık insanlara güvenmeyi öğrenmen gerekiyordu.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Tesadüfen bulmadın beni. Tesadüfen bu yorgun kadının gönlünü çelmedin Bana ihtiyacın vardı, geldim, etimden parçalar kopardım senin için, şartsız sevdim seni. &nbsp;<span class="s6"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bir adım ilerleyebilseydin, keşke tek bir adım atmayı becerebilseydin, bana her an bu sevgiden vazgeçebilir gibi duruyorsun dediğin için üzülecektin.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">İteleyen sendin, dönen ben. Güvenilecek erkek olmanı bekledim aylarca.</span><span style="color: #000000;"><span class="s5"><br />
</span>Hani, &#8220;seni sevdiğime inanabilmek için&#8221; aylarca kendince kanıtlar aradın ya, sor kendine, yanında ısrarla kalmama sebep acep ne olabilirdi ki?</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Hem cellat hem idam edilen olmayı nasıl becerebiliyordun Ali?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Hem efendi hem saldırgan, hem âşık hem düşman olmaktan yorulmadın mı hiç?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Acıtmak için yaptıklarının sebebi yoktu, çok canımı yaktın! Oysa sana sarılıp ölmek dâhil, &#8220;aşağılanmak&#8221; dışında her şeye gönlüm açık, çırılçıplak, en saf halimle sana geldim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Elbet geçmişten kalp yaralarım, örselenmişliklerim vardı! Kimin yok ki? Hepsini attım bir kenara, unuttum. Sadece sen vardın, sen hepsinden farklıydın inancıyla geldim sana. Sen kahramanımdın, sen yapmazdın!</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Hem dert ortağım, hem sevgilim hem hayat sevincim olacaktın. Koruyup kollayacaktın beni, kimseler beni incitemeyecekti artık.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Koltuğunun altına sığınmaya çalıştıkça, kol kanat germek yerine, beni kalbinden sokağa attın. Senden korunmak için içime çekildim&#8230;</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Her seferinde &#8220;ben yanlış anlamışımdır&#8221; diyerek geldim sana.</span><span style="color: #000000;"><span class="s5"><br />
</span>Geçen zaman içinde mutlaka hayatında sevdiğin başka kadınlar da olmuştur. Onlardan biri şu an hala hayatında kalabiliyorsa ben sınavımdan geçmiş sayılacağım. Sen de.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ali, mükemmel olmak zorunda değilsin. Kimse mükemmel değil.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Güvenmeyi ve öfkeni kontrol etmeyi öğrensen yeterdi. Bunun için Tanrı beni bir yıllığına sana yolladı.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sınav&nbsp;kağıdın&nbsp;olarak paramparçayım Sen de benim son sınavım olarak, zalim de olsan, aşka inanmamayı öğrettin bana.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ardından sevdiğim adamı kötüleyen tek bir kelime etmedim. Sevdiğimdin&#8230; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </span><span style="color: #000000;">Benim sevmem yetmedi, arkadaşlarımın, ailemin, herkesin seni sevmesinden kuşku duydun. Neden?<br />
</span><span style="color: #000000;">Sevilmeyecek biri olduğuna mı inanıyorsun?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">İlk ayrıldığımızda kalbimdeki his kanamasını kimseler durduramadı.<br />
</span><span style="color: #000000;">Gece isminle uyuyor, sabah ilk uyandığımda senin adın düşüyordu aklıma.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Neden bu kadar kolay kahreden sözler söylediğini anlayamadım hiç. Sonra sen de üzülüyordun.<br />
</span><span style="color: #000000;">Bunu hissediyordum ama kendini kontrol etmeyi hiç denemedin.<span class="s6"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Her seferinde beni aşağılamakla için rahatlıyor, üç gün sonra pişman oluyor, sonra aynı hakaretleri yine sayıyordun.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Evet, arkadaşlarım bundan sonra artık seni sevmediler. Sen kadınına &#8220;doktor müsveddesi, ikiyüzlü, orospu&#8221; dedikten sonra gözyaşlarımı durduramadılar, bana kıyamadıkları için &#8220;gözlerimden yaşı eksik etmeyen seni&#8221; artık sevmediler.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ben sevmeye devam ettim çünkü sınavımız bitmemişti ve bir umut, içindeki &#8220;iyi Ali'&#8221;nin her şeyi ele geçirmesini bekliyordum.<br />
</span><span style="color: #000000;">Bunu yapabilirdin. Güçlüydün sen.<br />
</span><span style="color: #000000;">İçindeki hayvandan daha güçlüydün</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">İç döküşlerimi dedikodu, paylaşmak istediğim ailevi dertlerimi şikâyet olarak algılayan Ali&#8217;nin sonunda &#8220;kan akıtmadan&#8221; sevmeyi öğrenmesini bekledim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sıfır! İkimiz de sınıfta kaldık Ali&#8217;m&#8230; Ben sabır, sen öfke sınavından geçemedik.<br />
</span><span style="color: #000000;">İnsanlarla sevgiliyken, ayrılıp nasıl dost kalabiliyorsun sen Ali?<span class="s5"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ben sana küs gitmedim. Benim resmimi diğer sevgililerinin olduğu albüme koyma sakın! Sadece, neden hayatın tam da o fırtınalı zaman diliminde yolumuzun birleştiğini anlamaya çalıştım. Çok emeğim vardır sende itiraf et.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Olan olmuş bir kere. Nasılsa bir daha karşılaşmayacağız da&#8230;</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Tanrı&#8217;ya uzun geceler boyunca yalvardım, eğer dünyaya bir daha gelme hakkımız varsa seni bir daha görmek istemiyorum.<br />
</span><span style="color: #000000;">Haklıydın, &nbsp;son kavgamızda, &#8220;söylediğim o kadar lafı onurlu bir kadın yutmazdı&#8221; derken haklıydın.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Beni onursuz duruma düşüren, her şeye baştan başlamamıza sebep olan, kalbinin ortasında açtığın sevgi tuzağı kapılardı.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">&#8220;Gel gir içeri daha dikkatli olacağız ilişkimizde&#8221; diyen tatlı dilli, mantıklı Ali&#8217;nin açtığı kapı! Kandım, döndüm, onursuz oldum</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">İçindeki eski aldatılmışlıklara ait birikmiş kini temizlemediğin için söz vermen bile &#8221; iyi Ali&#8221; olmana yardım edemedi. Ama ben sana inandım. İnandığım için onursuz oldum.<br />
</span><span style="color: #000000;">Kızma bana. Sadece oku.<span class="s5"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Biliyor musun yaşam enerjisinde keskin bir formül vardır. &#8220;Bir canlının en güçlü tarafı aslında en zayıf noktasıdır&#8221; der.<br />
</span><span style="color: #000000;">İnsana olan sevgim benim zayıf noktamdı.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Her şeyiyle, tüm kötü hallerine rağmen, içindeki özün melek olduğunda inancım tam olan insan.<br />
</span><span style="color: #000000;">Sen, en sevdiğim insan olarak en güçlü noktamdan beni yaraladın. Hem de çok.<span class="s5"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sevdiğim, bu kuvvetli inancımı delik deşik ederken ben inatla özünün iyi olduğuna inanmaya devam ettim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Hakaretleri yıldırmadı, önemsizmişim gibi davranmasını umursamadım, isteklerimi görmezden gelmesini&#8230;</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">En zayıf noktamı buldun ve beni öldürdün. Yetmedi, ruhen öldürdükten sonra cesedime herkesin gelip tükürmesi için elinden geleni yaptın.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ben sana zarar veremezdim, çünkü içimdeki &#8220;o&#8221; en güçlü noktam, bana sevdiğine zarar verilmeyeceğini hep hatırlattı.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Seni, sana rağmen sevmemi, o delik deşik ettiğin en güçlü noktama borçlusun sevgilim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Tıpkı bülbülün en güçlü yerinin sesi olması gibi.Avcılara yerini açıkça belli eden o güçlü sesi değil mi? Bülbülün en güçlü yanı ve zayıf noktası sesi maalesef.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bunca satırı senin güçlü veya zayıf yanlarını anlatmak için yazmıyorum! Alıngan ve her şeyden bir mana çıkarmaya meyilli tarafın var biliyorum. İçtenlikle yazdığıma ne yapsam seni inandıramam, ön yargılarınla boğuşmaktan bıkmış bir kadınım artık.<br />
Ehemmiyeti de kalmadı zaten. Sana iyi dileklerde bulunsam şaşırır mısın?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bu zarfı bulduğun andan itibaren yaşamının değişmesini; seni &#8220;hak eden&#8221;, seninde ona &#8220;layık olduğun&#8221; bir kadınla sürmesini diliyorum.<br />
</span><span style="color: #000000;">O kadar derinden istiyorum ki bunu bilemezsin.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">O zaman seni lanetle anan, albümündeki tüm kadınların boşuna yaşamamış olacaklar biliyor musun?<br />
</span><span style="color: #000000;">Benim acı aşk yaralarım vardı evet!<br />
</span><span style="color: #000000;">Hepimizin de kalp sabıkaları yok mu?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Tüm insanlar &#8220;bu sefer doğru insanı buldum&#8221; diyerek başlar ve hepsinin geçmişinde kırık dökük bir hikâye vardır.<br />
</span><span style="color: #000000;">Senin gibi bir erkek yaralamıştır onları da</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sahi, kaç sabıkan var Ali? Etini kemiğinden ayırdığın kaç kadın ruhu, yaşam sevincine katran döktüğün, sakat bıraktığın kaç kalp var?<br />
</span><span style="color: #000000;">Hadiii! Sadece kırık dökük hatıralardan bahsetmeyeyim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Kendimizi kandırmak için dahi olsa, o lanet ettiğin &#8220;45 gün içinde&#8221; hayalini kurduğumuz şeylerden de iki satır bulunsun isterim bu mektupta.<br />
</span><span style="color: #000000;">Sana bir sır vereyim mi?<br />
</span><span style="color: #000000;">Seninle tanıştıktan sonra içimde gizli bir nehir koşmaya başladı.<br />
</span><span style="color: #000000;">Bana her sabah uyandığımda &#8220;kalk hayat akıyor&#8221; diyordu.<br />
</span><span style="color: #000000;">Beni elimden çekerek hayatta adımımı atmadığım yerlere götürdü.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Kendime seksi kadınların giydiği güzel iç çamaşırlarından aldım&#8230; Sonra elimden çekiştirip, senin sevdiğin tarz kıyafetlerin, kokuların satıldığı mağazaları dolaştırdı. İş peşinde koşturmaktan yıllardır bakmadığım gençlik resimlerimi albümden çıkarttırdı! Yine böyle ol dedi bana.Kirpiklerimin kısa olduğunu görme diye aylarca rimelle uyudum sevgilim. Ne komik değil mi?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Piyangodan para çıkacaktı bize. O kadar inanmıştık ki. Önce o kocaman evi satın alacaktık, sonra bir öksüzü kalbimize basıp, evladımız diyecektik. Beraber dünyayı gezecektik hani.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bu mektuba elin değmeden önce çekilmiş, Sardunya Adası&#8217;nda kayaların tepesinde güneş batarken sarılıp poz verdiğimiz bir resmimiz olsaydı ne güzel olurdu değil mi?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ayaklarımızı denize daldırıp bir iskeleden, elimizdeki bira şişelerini tokuşturup karşı dağdan cam şişenin yankısını dinleseydik mesela&#8230;</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ben sana bakıp, o, yüzyıllardır tanıdığım gözlerinin içine bakıp, &#8220;seni çok seviyorum&#8221; deseydim. Sen de usul bir öpüşle alnımı yaksaydın. Yüzümüze sudan yansıyan dolunayın ışığı vursaydı. Yine âşık olsaydık birbirimize, yüzüncü kez.<span class="s5"><br />
</span></span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Planör kurslarına gitseydik, Viyana&#8217;da soğuk bir kış sabahı bistronun kaldırım masasında kahve içip serçelere kurabiye köşelerini atsaydık.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Dışarıda deli tipide kar taneleri uçuşurken, göl kıyısında sakin bir dağ evinde ışığı söndürüp, şöminenin turuncu ışıkları yüzümüze vururken kahkaha atsaydık. O sahne kalsaydı birbirimizden geriye</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sonbaharın en güneşli gününde, çimenlerde yuvarlanacağımız, bir örtü üzerine uzanıp dizini başıma yastık yapacağım bir pikniğe gitseydik, bir kez olsun!</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Her ilkbaharda saksıların toprağını, her sıkıldığımızda mobilyaların yerlerini beraber değiştirseydik. Ayrı geçirdiğimiz geceler için yastığının üzerine &#8220;rezervedir&#8221; yazıp not bıraksaydık, küvete düşmüş birkaç saç telini suyun götürmesine kızsaydım her sabah.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ne olurdu&#8221; dünyada bir ilk&#8221; olabilseydik ikimiz?<br />
</span><span style="color: #000000;">Aşklar sevgiyle başlayıp, anlaşmazlıkla biterken; biz kavga ederek başlayıp birbirimize tutulup kalsaydık!&#8230;</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">İş seyahatlerinden birinde beni de Malezya&#8217;ya götürecektin hani?<br />
</span><span style="color: #000000;">O sahile inen, muson yağmurunun ıslattığı pembe taşlı yoldan, mandalina ağaçlarının arasından kumsala inseydik beraber.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yağmurda denize girseydik, alnına inen buklenin tatlı suyla yıkanışını izleseydim kucağında</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Gece, renkli ampullerin asıldığı kumsal partisinde dans etseydik, sarhoş olup kumlara yatsaydık arka üstü. Sen beni koluna yatırsaydın,kayan bir yıldız yakalasaydı gözlerimiz, ikimiz de aynı dileği tutsaydık içimizden</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sen beni her şeyden korusaydın, ben sana en sevdiğin salataları yaparken heyecanlansaydım.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sahi, sen ne yapsam beğenmedin değil mi?<br />
</span><span style="color: #000000;">Olsun! Ben senin çalışkanlığını, zekânı, sevişirken beni kollarında tutuşunu sevdim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bir kadın sana geldiğinde güvenmek için geliyor hatırla olur mu?<br />
</span><span style="color: #000000;">Daha kim bilir kaç kadın girecek hayatına? Egonun onlarla barışmasına izin vermesini diliyorum.<br />
</span><span style="color: #000000;">İnan hiçbir aşk baştan sona yalan değildir. İçinde mutlaka biraz peri tozu vardır.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Sanırım yazacak başka bir şey kalmadı. Ha, unutmadan söylemem gerek, bana hediye getirdiğin o kolyeyi o kadar çok sevmiştim o kadar güzeldi ki hayatımda aldığım en muhteşem armağanı, ayrıldığımızda çekmecende bıraktığım için bana kızdın.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Niye götürdün &nbsp;demenden çok korktuğum için bıraktım. Ne zaman ne yapacağını hiç kestiremediğimden. Umarım layık olduğu bir bedende ışıldar ama bil ki en sevinçli ben taşırdım onu boynumda.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Mısır&#8217;da ölüleri eşyalarıyla gömerlermiş ya. İsterdim ki beni de o kolyeyle beraber uykuya bıraksınlar.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">İşte böyle sevdiğim,<br />
</span><span style="color: #000000;">İşte böyle Ali&#8217;m,<br />
</span><span style="color: #000000;">İşte böyle ömrümün tek kıymetli aşkı,<br />
</span><span style="color: #000000;">İşte böyle, &#8220;Seninle sevgili olamadık ama dost olarak görüşmeyi isterim&#8221; diyen sevgilim.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Eski sevgililer dost olamaz. Önceden dost olmalılar ki sevgili olabilsinler.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Senden ayrıldıktan sonraki aylarca, bir yatağa kayışla bağlanıp, krizi geçene kadar bakım odasında debelenen eroinmanlar gibi terler içinde kaldığımı, ağladığımı ve senin için dua ettiğimi yazmama gerek yok artık. Ayrıyız. Hem de ebediyen.<br />
</span><span style="color: #000000;">Hoş, bilsen ne yazar. Her şey zamanında değerli</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Vakit geçtikten sonra söyleyeceğimiz, sadece &#8220;keşke &#8220;lafından ibarettir ve bu kelimenin içeriği bomboştur. Hayıflandığın için geri gelen tek bir şey yok hayatta.<br />
Zarfta, seninle tanıştığımızdan beri yazdığımız her şey dosya halinde var.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Kâğıtların üzerinde kırmızı kalemle yazılmış olan serzenişlerime kulak asma. Geçti gitti. Sadece bil diye yolluyorum. Her satırınla, her dil yaranla bir zamanlar neler başarmışsın hatırla diye.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">O kadar konuştum ki kendi kendimle o sıralar&#8230;</span><span style="color: #000000;">Senin yazıp yollamadığın e-postalar kadar, sana yazıp yollamadığım kırmızı satırlar var.<br />
</span><span style="color: #000000;">Birbirimizden çok şey öğrendik öyle değil mi?</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Bak senin adın A harfiyle başlıyor benimki Z ile. Başı da sonu da belliymiş zaten.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ali&#8217;m, hayat, şen&nbsp;kayaların üzerinde dolanırken ara sıra yüzüne sert dalgaları çarpan bir deniz kıyısı.<br />
Vurdu mu nefesin kesiliyor, tuzdan gözlerin yanıyor, buz kesiyor vücudun kendine geliyorsun. Yıkanıp, kurulanıp yine o yerde durma inadını bırakma sakın. </span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ben pes ettim! Hepimizin bir &#8220;hicret&#8221;i var sonunda</span><span style="color: #000000;"><span class="s5"><br />
</span>Seni çok, ama çok sevdim. Dilerdim değseydin.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Zeynep.</span></p>
<p class="p6" style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4650" src="http://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/kitaplar-toptan.png" alt="kitaplar toptan" width="720" height="688"></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/kendinden-utanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Ağlar</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/kadinlar-aglar/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/kadinlar-aglar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 10:07:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[antoloji ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar ağlar]]></category>
		<category><![CDATA[şiir kitabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=97</guid>

					<description><![CDATA[Yayınevi:Epsilon (2003) Şiir kitabı Ben bir sihirbazım&#8230; 365 gün süren gönüllü işkencemi çektikten sonra, bu şiir kitabını okuyacak&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Yayınevi:<strong>Epsilon</strong> (2003) Şiir kitabı</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-4109" src="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796597590.jpg" alt="" width="393" height="560" srcset="https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796597590.jpg 393w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796597590-211x300.jpg 211w, https://aysenuryazici.com/wp-content/uploads/2016/03/1628796597590-380x541.jpg 380w" sizes="auto, (max-width: 393px) 100vw, 393px" /></span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Ben bir sihirbazım&#8230; 365 gün süren gönüllü işkencemi çektikten sonra, bu şiir kitabını okuyacak olan tüm insanların kalbine girip yaşanmış tüm aşk ağrılarını toplamayı bildim.<br />
Bu şiirleri siz yazdınız aslında.<br />
Bütün aşkları tesbih tanecikleri gibi art arda dizip, hatta sizinkinin sızısına bile ortak acılar buldum.<br />
Bu şiirler içinde sizin de umudunuz ve aşk el ele tutuştular cennette kaynayan bir kazanın içinden sayfanıza dökülecekler. </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;">Siz şiir okudukça aşk alfabesine yüreğinizden yeni harfler eklenecek ve bir zamanlar mapuslara attığınız aşk nefes almaya başlayacak göreceksiniz!<br />
İnsanoğlunun yüreğinde milyonlarca yıldır evrim geçirmeyen en saf duygu şiirden başka neye dönüşebilirdi ki? Şiirden başka hem rengi hem kokusu hem tüm anıları her dem taze başka bir ölüm var mı? </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Yüreğinizi şiire açın, açın ki, tüm evrenin sevgilerini bir insanın göz bebeğine nasıl sığabildiğini hayretle fark edebilirsiniz&#8230; </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Şiire hayatınızda ufacıkta olsa bir yer açın, açın ki, yerkürede ömür sürdürmeye çalışan insanoğlu, kendi içinde savaşmayı öğrenmeden diğer ülkelerle savaşmaya kalkışmasın&#8230; </span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="color: #000000;"> Şiire kitaplığınızda yer açın, açın ki, çocuğunuz da &#8220;mutlu aşk yoktur&#8221; diye hayıflanmasın</span></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/kadinlar-aglar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekmek Arası Hayat</title>
		<link>https://aysenuryazici.com/ekmek-arasi-hayat/</link>
					<comments>https://aysenuryazici.com/ekmek-arasi-hayat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşenur Yazıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 10:03:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[2002]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[best seller]]></category>
		<category><![CDATA[ekmek arası hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.aysenuryazici.com/?p=92</guid>

					<description><![CDATA[ Yayınevi: Epsilon (2002) Best Seller Bu kitabı elinde tutan siz! Bize biçilmiş bir ömür var. Her ne kadar&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Y</strong>ayınevi: <strong>Epsilon</strong> (2002)<br />
Best Seller</p>
<p>Bu kitabı elinde tutan siz!<br />
Bize biçilmiş bir ömür var. Her ne kadar başlama ve bitim tarihine karar veren, yaşayacaklarımızın vadilerini ve çukurlarını seçen biz olsak da, tökezledikçe suçlayacak ne çok insan buluruz!<br />
Yaşamından şikâyet etmeyen kaç kişi var? Neden herkesin &#8220;keşke&#8221;leri, &#8220;iyi ki&#8221;lerinden çok?<br />
Bir şölen masasında karnımızı doyurmak üzere oturduğumuz hayatı, neden ekmek arası tüketiyoruz?<br />
Başkalarının bizim yerimize düşünmesini istemekle, hayatımızı isteyerek mi ekmek arasına sokuşturuyoruz?<br />
Bir koyun bacağından asılınca, diğerinin de başı niye dönüyor?<br />
Kısa öykülerle süslenmiş bir gözlük bu kitap. Alın, takın.<br />
Kahkahalarınız da olacak, gözyaşlarınız da&#8230; Kendinizi ve başlarını affedecek, hatta dil çıkaracak çok insan bulacaksınız. Bittiğinde, gözlüğü çıkarmayın çünkü her yerde yüreğinden öpülecek çok insan var, göreceksiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://aysenuryazici.com/ekmek-arasi-hayat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
