Home / Cilt Bakımı / Haremde cilt & vücut bakımı ve makyaj

Haremde cilt & vücut bakımı ve makyaj

Kadın olmanın görselliğini, beş duyuya hitap ederek, padişaha ve diğer rakiplere karşı sürekli göstermek zorunda kalan 400 civarı kadının yaşadığı bir otel düşünün.
Kapıları dışarıya kapalı…
İçeridekilerden en güzeli olmak, en genci kalmak, en güzel kokan, en çekici olarak ayrılmalı… Korkunç bir güzellik rekabetinin olduğu haremde cariye iseniz, isteseniz de istemeseniz de bu oyuna katılmak zorundasınız. Çünkü “seçilen” olmak valide sultan olmak demek. Bu da köle hayatından en üst seviyede saygı duyulacağı ve sözünün geçeceği bir basamağa sıçramak demek…
En azından padişah değişene kadar.
Rum, Arnavut, Rus, Polonya, İtalyan, Fransız, Romen, Kırım, Ukrayna veya Sırp ülkelerinden yüzlerce kadın önce kendi aralarında anlaşmak için dili öğrenmek sonra da birbirine rakip olmak zorunda. Bazıları krallıklar arası birbirlerine hediye olarak (!) yollanmış. Bir kutu çikolata gibi!  Raşel, Aleksandra, Helana, Rokselena, Janet, Sonya… Rum asıllı kadın “Horofira” ismini değiştirip “Nilüfer Hatun” adını alıyor.
Sonrasında hayat ona ne kurgulandıysa onu sürüklemek üzerine sürüyor.

Olayın psikolojik çöküntüsüne girmeden, direkt dönemin makyaj ve cilt bakımına geçeyim. Sadece, yıkanırken süslenirken bu kadınların nasıl bir ruh hali içerisinde olduklarını anlamamız için kısa cümleler aktardım.

• Cilt güneş görmediği için lekelenme hemen hemen yok. Ancak her gün hamamda toksin atılması, vücuda kese yapılarak ölü hücrelerin sistemli şekilde atılması derinin yenilenmesini hızlandırıyor. Kullanılan sabunların hepsi özel kokulu yapılmış sabunlardır.
• Banyo sonrası dirsek dizkapağı ve topuklar peeling (soyucu) etkisi için narenciye kabukları ile ovuluyor. Cildin yumuşak ve diri kalması için esansiyel yağ karışımlarından tüm vücuda masaj yapılıyor. Kokulu çiçek yaprakları susam yağı veya zeytinyağı içerisinde uzun süre bekletilerek süzülüyor ve bu kokulu yağlar banyo sonrası deriyi yumuşatmak ve kokulandırmak için kullanılıyor.
• Saçların güzel kokması ve sabun sonrası matlaşan, sertleşen yapısını gidermek için bitki ve bakliyat sularından karışım yapılarak durulama suyu olarak kullanılıyor. Hatmi veya ebegümecini kaynatarak elde edilen boza kıvamlı su “saç kremi” yerine kullanılıyor.
• Gülsuyu, limon, yasemin yaprakları, ebegümeci, bal, maya, keçi sütü, bademyağı, rezene tohumu, zencefil, sumak, zerdeçal, karanfil, tarçın, kil, zeytinyağı, balmumu, nane, lavanta, kekik, adaçayı en çok kullanılan güzellik malzemesi içerikleri.
• Ceviz yaprağı, kına, papatya suyu saçların rengini belirlemek için sık kullanılıyor.
• Kaşları ve kirpikleri belirlemek için bademi ateşte hafif yakarak kirpik dibi ve kaş hattına sürüyorlar. Hem besleyici oluyor hem hafif bir kahverengilik veriyor. İkinci alternatif yanmış kömür/odun tozu ve hint yağı ile hazırlanan bir çeşit sürme. “Rastık” ise Mezopotamya’dan bu yana formülü değişmemiş bir sürme. Antimon tozu ve kına ile karıştırılarak kaş ve saça kullanılıyor.
• Çiçek suları hazırlanırken önce kazana kil atılıp bekletiliyor, sonra süzülerek çiçek ve bitkiler kaynatılıyor. Böylece kille suyun pH değeri yumuşatılıyor.
• Misk, gülyağı, yasemin ve amber en çok kullanılan kokular. Bunlar alkolsüz, yağ kıvamında minik şişelerde kişiye özel karışımlar halinde yapılırdı.
• Dudakların pürüzsüz ve daha canlı renkte olması için kırmızı çiçek yaprakları kurutuluyor, havanda dövülerek hafif sulandırılıp, tülbent ponpon gibi kullanılarak yanak ve dudağa uygulanıyor. Hafifçe çimdikleme ve tokatlama hareketleri yapılarak da yanakların pembeleşmesi sağlanıyor. Acı biberin dudaklara dayanılacak kadar sürülmesi de kırmızılık sağlamak için kullanılan yöntemlerden biri.
• Beyaz ten olmazsa olmazlardan… Ten rengi doğuştan esmer olanların cildini beyazlatmak için sedef ve limon suyunu karıştırarak kullandıklarını biliyoruz.

Haremde cariyelerin yıkanmasıyla tüylerinin alınması ve makyajının yapılması için ayrı ustalar olurdu. Makyajı yapanlara “yüz yazmacısı” denilirdi.
Nüfusu 1600 kişiye kadar çıkabilen hareme kaç ton malzeme alımı yapıldığı konusunda bir fikrim yok. Ama 400 kişinin her gün yıkanıp, süslenip paklandığını düşündüğümüzde nasıl bir rakamın çıktığını varın siz düşünün.

Gyula Tornai

About Aysenur

Check Also

Kemoterapi – Cilt ve Vücut Bakımı

Yüzyılın vebası “kanser” kulağa hiç de hoş gelmeyen bir sözcük. Beslenmemizdeki sentetik katkılardan, gıdalardaki koruyuculardan, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir